Köpek sevesimiz geldi!

Uzun zamandır yapmak istediğimiz bir gezimiz vardı. Bu Cumartesi günü sonunda Yedikule Hayvan Barınağı‘nı ziyarete gittik, hem de bisikletlerimizle.

Edip sabah makarna ve ilaçlar aldı. Saat 11’de ben Beşiktaş’tan, Edip de Bahçelievler’den yola çıktık. Akşamdan hava durumuna baktığımızda 14° ve güneşli diyordu. Hava gerçekten çok soğuk değildi ama gitgide kapandı ve hatta epey rüzgarlıydı. Beşiktaş’ın pazarından zar zor geçtikten sonra İnönü Stadı’nın orada koca bir otobüs beni sıkıştırdı. Ciddi anlamda korktum, ayağımı incittim ve hatta geri mi dönsem diye düşündüm. Sonra plakayı alamadığımı fark ettim, hızla Kabataş son durağa doğru ilerledim, orda durdum ve otobüsü tanımaya çalıştım ama çok fazla otobüs vardı. Bir tanesini benzetip plakasını alsam da emin olamadım aynı otobüs olduğundan. Sonra köpekleri düşündüm ve motivasyonum geri geldi yola devam ettim. Bu sefer Eminönü kalabalığından zar zor sıyrıldım, Sarayburnu’na kadar sürüp sahil yoluna geçtim ki karşıdan koskocaman bir adam geliyordu! Edip bana yetişmiş. O an çok sevindim, moralim tekrar yerine geldi.

Edip de o sırada beni merak etmiş çünkü biraz uzun sürdü gelmem haliyle. Beşiktaş Pazarı, Eminönü kalabalığı ve küçük kazam beni epey oyaladı. Ayrıca uzun zamandır da binmiyordum, yavaş ve kontrollü gittim. Birlikte Yenikapı’ya varınca, kısa bir mola verdik. Bir şeyler içtik. Bu arada Yenikapı İskelesi ne kadar da çok değişmiş.

Tekrar yola koyulduk ve kısa bir süre sonra barınağa ulaştık. Barınak yoluna girdiğimizde bir sürü köpek karşımıza çıktı. Hemen bisikletlerden indik, kasklarımızı, gözlüklerimizi çıkardık. Köpeklerle “kuçu kuçu” falan diye iletişim kurmaya çalıştık. Sonra kuyruk sallamaya başladılar hatta kendilerini sevdirdiler bize birazcık. Bir tanesi benimle biraz heyecanlı bir biçimde oynamaya kalkınca Edip hemen devreye girerek höyt’ledi ve köpeği uzaklaştırmaya çalıştı. Ama köpek Edip’e sardı. Benim bacaklarımı koklayıp, üstüme atlamaya çalışıp ardından Edip’e koşup sürekli havlamaya başladı. Onu atlatıp barınağa geldik. Barınağın gönüllü yöneticisi Meral Hanım bizi karşıladı. Bisikletlerimizi dışarıda bırakıp içeriyi gezebileceğimizi söyledi. Edip bu sırada makarnaları ve ilaçları teslim etti. Yine gönüllülerden birisi bizi gezdirmeye başladı.

Her tarafımız köpeklerle doluydu. Bir kısmı bağlı, bir kısmı kafeslerde, bir kısmı ise etrafımızda geziyordu. Heyecanlı heyecanlı üstümüze atlayan kurt köpeği ve pitbull’lar, Edip’in uzunluğundan hoşlanmayıp gezimiz boyunca havlayarak bizi takip eden beyaz köpek, bir anda birkaç tanesinin kavgaya tutuşmasıyla 3000 köpeğin birden havlamaya başlaması ve bir sürü sevgiye aç köpeği severek gezimizi tamamladık. O beyaz köpek hatta bir ara Edip’le aynı boya gelebilmek için kulübenin üzerine çıktı. Sonra barınağın önündeki köpekleri uzun uzun sevdik. Kedileri göremedik ama ilk gidişimiz olduğu için ısrar etmedik. Bir daha gidip kedileri de görmek istiyoruz.

Hepsi çok tatlılardı. Damla, Yağmur, Korsan, Umut ve adını hatırlayamadığımız bir sürü köpek. Hepsi de oynamak, sevilmek istiyorlar. Bazen birbirleriyle oynuyorlar, bazıları birbirleriyle dalaşıyor, önümüze gelip sevelim diye kendilerini yerlere atıyorlar. Hepsi de tuluk gibiydiler sanırım iyi besleniyorlar. Çok yaşlı köpekler de vardı. Yollarda bankların üzerinde uyuyorlardı. İyice hepsini sevdikten sonra Meral Hanım ve gönüllülerle vedalaşıp bisikletlerimize atladık.

Hava gitgide kapandığı için biraz telaş ettiysek de, birlikte bisiklete binmeyi çok özlemişiz. Sahilden yavaş yavaş Bahçelievler’e doğru sürdük. Vücudumuz değil ama elimiz yüzümüz rüzgardan epey yandı. Güzel bir turun ardından 15.30’da eve vardık. Gün sonunda yorgun ama mutluyduk. İlk fırsatta tekrar köpekleri kedileri sevmeye gitmek istiyoruz. ÇÜNKÜ BİZ HAYVANLARI ÇOK SEVİYORUZ!

Toplam Mesafe : 34.09km
Toplam Sürüş Süresi 02:07:12
Ortalama Hız 16.10km/s
Toplam Tırmanış : 172m.
Ortalama Sıcaklık 14° (12°-22°)

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/02/kopek-sevesimiz-geldi/

İstanbul’un Yolları Taştan

“Abi İstanbul’da yollar çok kötü, araziden bir farkı yok. O yüzden dağ bisikleti şart. Yollar Avrupa’daki gibi olsun kullanalım düz maşa bisiklet” (Bu cümle İstanbul değil de, Türkiye’nin herhangi bir yeri için de değiştirilebilir.)

O kadar çok duyuyorum ki bunu, artık gına geldi.
İnanmayın arkadaşım, yok öyle bir şey.

Tamam, İstanbul’un yolları çok harika değil. Ama iki tane çukur, üç tane mazgal var diye de hamallık yapmaya gerek yok.

Ha, yanlış anlaşılma olmasın. Bundan 6-7 ay önce ben de birebir aynı düşüncedeydim. “Amortisör lazım yahu, insanın eli kolu ağrır” diyordum. Sonra ne oldu? Bir tane düz maşa şehir bisikleti aldım, yetmedi üzerine bir de yol bisikleti aldım. İkisiyle toplam 1.200km yaptım, bir sorun yaşadım mı? Ne yalan söyleyeyim, dağ bisikletiyle daha çok ağrı çekiyordum.

Ee çukur/mazgal yok mu İstanbul’da? Var. Ama yani bisiklet sürerken de “Ağzı açık ayran budalası” gibi etrafa bakmıyorum. Gittiğim yola bakıyorum. Çukur veya mazgal mı var, biraz yandan git, bitti gitti.

Sanılmaya ki yamalı, bozuk yollar sadece İstanbul’da var.
Al işte, Polonya’dan bir yol fotoğrafı (O kadar da muhteşem, harika, über bir yol değil).

Fotoğraf: Gökhan TOROS

Fotoğraf: Gökhan TOROS

Yani demem şudur ki. Dağ bisikleti satmak, nedense, Türkiye’de bir pazarlama taktiği. Bize de ilk bisikletlerimizi öyle sattılar (Abi, yollar zaten berbat. Alırsın bu bisikleti, ince bir teker takarsın, al sana şehir bisikleti). Satıcıların gazına gelmemek lazım. Sonra üzülüyor insan .

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/01/istanbulun-yollari-tastan/

Polar CS500

Kendi çapımda ekipman deneyimlerimi yazmaya devam ediyorum..

Bu sefer 21 Haziran 2012 tarihinde kullanmaya başladığım Polar’ın CS500 modeli hakkında karalayacağım bir şeyler..

cs500

Ürünü ilk aldığımda ana ünite ve hız ve nabız vericisi ile beraber geldi. CS300’ün mesafe sınırlandırmasından sonra CS500’ün vericilerini istediğim yere yerleştirebilme serbestliği çok hoşuma gitti.. 2.4Ghz’lik bir bağlantı sağladığı için vericiler ana üniteden 10metre uzakta dahi bağlantı sağlayabiliyordu.

Yaklaşık 15gün sonra kadans vericisi ve bilgisayar ile bağlantı sağlayabilen USB aparatını satın aldım. Kadans vericisini yaklaşık 5dakika içinde kurdum ve çalışmasını sağladım ama USB aparatı o kadar kolay olmadı.

Power vericisi dışında her şeyim tamamladım ve yaklaşık 2 ay boyunca bu bisiklet bilgisayarını kullandım. Bu süre içinde sevdiğim ve sevmediğim şeyler oldu.. Teknik konulardan süper anlamadığım için sadece bu yönleri hakkında yorum yapacağım..

Sürüş Öncesi

Verici Mesafesi: Verici mesafesi konusunda Polar bu seride (ve sonrakilerde) çok başarılı.. 2.4Ghz’lik bağlantı sayesinde hem sorunsuz hem de uzak mesafeli veri aktarımı sağlanabiliyor. CS300 kullanırken hız ve kadans sensörünü ayarlayacağım diye göbeğim çatlamıştı ama CS500’de vericileri istediğim yerlere takarak süper bir veri transferi elde ettim.. Ama Polar neden hala ANT+ sistemine geçmiş değil anlamadım.

Kullanıcı Dostu Tasarım: Bu konuda da Polar’ı başarılı buldum. Ayarları yapmak, ekranlar arasında geçiş yapmak çok rahat. Her şey açık açık belli edilmiş bilgisayarda. Ama şunu da belirtmekte fayda var, bilgisayarın Türkçe desteği yok.

Sürüş Sırasında

Ekran Özellikleri: Sürüş sırasında ekran geçme konusunda değişik bir yol izlemişler. Geçiş düğmeleri ana ünitenin altında ama bisiklete bağlantı apartı sayesinde sürüş sırasında ana ünitenin sağına veya soluna dokunduğunuzda ekran değişiyor. Ayrıca ekrandaki rakamlar ve yazıların boyutları gayet büyük ve çok rahat okunuyor. Ama bu bisiklet bilgisayarının ışık özelliği yok. Çalıştığım için antremanlarımı genelde akşam saatleri yapabiliyorum ve eğer etrafta ışık yoksa ekranı göremiyorum.. Bu çok büyük bir eksiklikti benim için.

Sürüş Kayıt Özellikleri: Verilerin yenilenme oranları çok hızlı. Yavaşladığınızda veya hızlandığınızda hemen ekrana yansıyor. Auto Start/Stop özelliği ile ışıkta durduğunuzda hemen durup, tekerlek tekrar dönmeye başladığında hemen başlıyor. Fakat bu konuda da zaman zaman sorunlar yaşadım. Bazen tekrar başlamadı. Bazen ise durmadı. Ama bir sorun vardı ki bu saati satmama neden oldu. Eğer sürüş sırasında 30dakikadan fazla durursanız kayıt edilen sürüş duruyor ve bir daha başladığınızda yeni bir antreman başlatıyor. Bunu Pelin’le yaptığımız Assos turunda farkettim. 100km’lik sonunda yaklaşık 10tane farklı antreman dosyası vardı. Hepsini tekrar toplayıp, hesap yapıp ortalamalarımızı buldum..

Yükseklik verileri de sürekli değişiklik gösteriyor. Ne kadar düzgün ayarlamış olsanız da hava durumuna, sıcaklığa göre yükseklik değerleri farklılık gösteriyor. Örneğin sahilde sürerken -150m.’de bisiklet sürdüğümü gördüm bir kaç kere. Vay be dedim, neymişim ben.

Sürüş Sonrası

Sürüş sonrasında verileri bilgisayara aktarmak da ayrı bir işkence. USB aparat her 5 seferin sadece 1inde ana üniteyi algılayabiliyor. Polar’ın neden hala kablolu veya Bluetooth üzerinden bir sisteme geçmediğini merak ediyorum. İlk önce ses ile iletişim, sonra kızılötesi, şimdi de bu.. Bence bu konuda Polar çok başarısız. Ayrıca verilerini sadece polarpersonaltrainer sitesine yüklüyor olabilmek çok can sıkıcı. CS500’den HRM dosyası olarak alabiliyorsunuz verileri ama verilerin bir kısmı bu dosyanın içinde olmuyor.

cs

Genel olarak

Genel olarak baktığımda bu bilgisayarın daha çok performans amaçlı olduğunu ve tur için hiç uygun bir saat olmadığını düşünüyorum. Ayrıca vericilerin pillerinin değişmemesi (nabız vericisi hariç) pek hoş olmamış. Eğer performans sürüşü yapılıyorsa başarılı bir saat ama bir performans sürücüsü olmadığım için bir daha Polar ürünlerinin yakınından geçmeyeceğim.

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/12/polar-cs500/

Yeni Bisiklet Trek FX7.5 ve Felt F95

Kendime yeni bisiklet aldım!

Artık bir şehir ve yol bisikletim var.. İlk alırken bize hiç demediler, bakın bunlar dağ bisikleti, bunlar da şehir bisikleti diye. Alın, dediler, size bisiklet, dediler.. Neyse ki 1,5 sene sonunda az da olsa bir şeyler öğrendik de ne almamız, neyin aslında bize uygun olduğunu öğrendik. Pelin de, ben de bundan 1 sene önce, “Yok, amortisörsüz bisiklet mi olur yahu, HEM DE İSTANBUL’DA!!!” diyorduk ama şu anda “Ne kadar ağırmış bu!” diyoruz. Yakın zamanda Pelin’e de edineceğiz bir tane şehir bisikleti.

Neyse efendim, ne diyorduk? Hah, bisiklet aldım.. Seçme sürecimi anlatayım istiyorum, belki biri denk gelir de okur, yardımı dokunur azıcık da olsa..

İlk önce para biriktirmeye başladım. Güzelcene bütçemi belirledim. Dedim ki “Bu paraya ne alınır abi?”. Bisiklet alırken en önemli etmen bu herhalde.. Bütçeyi belirleyebilmek.

Neyse bütçeyi belirledikten sonra ne istediğime karar vermem gerekti. Önümde 4 seçenek var kendimce. Yeni bir dağ bisikleti, şehir bisikleti, yol bisikleti ve cyclocross. Dağ bisikleti zaten istemiyorum (çünkü önceki dağ bisikletimi sadece 1 kere arazide kullandım, o da yol inşaatı var diye, yoksa onu da kullanmazdım), kaldı 3.

Başta yol bisikleti de istemiyordum (sözde), o daha performans bisikleti diye. Kaldı 2.

Aslına bakılırsa şehir bisikleti bana en uygun görünüyordu ama gözüm de bir taraftan cyclocross’lara kayıyordu. Sonradan ondan da vazgeçtim. Ne kaldı geriye? Şehir bisikleti.. Hem asfaltta kullan, hem hafif arazide kullan, mis. Daha ne isterim..

Tamam, bisiklet türünü de seçtik.. Geriye kaldı nereden alacağın. Bu konu da pek önemli. Çoğu yabancı menşeli firma artık ömür boyu garanti veriyor. Trek, Scott, Cannondale, Merida vb…. Ama benim için kadro boyu önemliydi. Türkiye’de genelde benim boyuma uygun kadro bulamıyorum. Özel olarak getirtilmesi gerekiyor. Bir sürü bisikletçi dolaştım, hepsi bana bir sürü bisiklet gösterdi ama büyük kadro var mı diye sorunca, “Haaa yok, sana uygun kadro boyu yok. En az 3-4 ay beklemen lazım ki özel sipariş verelim, gelsin, öyle al” dediler. Bu yüzden bana direk üreticiye hızlıca ulaşabileceğim bir yer lazımdı.

Bir arkadaşım sağolsun, Trek’in Türkiye Distribütörü ile tanıştırdı beni.. Gittik, konuştuk, Trek Fx7.5 beğendim.

– Deore arka aktarıcı,

– Sora ön aktarıcı,

– 50/34 kompakt aynakol,

– 11-34 9’lu ruble veeee

– Karbon maşa.

Siyah – Kırmızı olanından olsun istiyorum dedim. Stoklarına baktı, “yook sadece mavi olanından var. O da Hollanda’da. 3-4 hafta beklemen lazım” dedi. “İyi” dedim, “artık ne yapalım, mavi olsun” çok da içime sinmeyerek, “3-4 hafta beklerim 3-4 ay yerine” dedim.

1,5 ay sonunda bisikletim geldi, mavi bisiklet sevebileceğim aklıma bile gelmezdi ama görür görmez hastası oldum bisikletin. Resmen dizlerimin bağı çözüldü. Masmavi, kocaman bir bisiklet. Aldıktan 2 ay sonra toplam 600km bile yaptım..

Bunlar da fotoğrafları;

 

Daha sonra baktım aklım hala yol bisikletinde, ikinci el 61cm kadrolu bir Felt F95 buldum. Bursa’ya gidip bu bisikleti de elden aldım.

 

Şu anda iki tane dev gibi (Trek 22,5″ ve Felt 61cm) bisikletim var =).

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/11/yeni-bisiklet-trek-fx7-5-ve-felt-f95/

Diyar diyar Anadolu (Yakası)

Biz 8.30 veya en geç 9 gibi çıkmayı planlarken saatlerimiz 10:12’yi gösterirken ancak çıkabildik evden. Niye? Çünkü uyku çok güzel bir şey..

Hızlı bir şekilde Beşiktaş’a indik. Evde kahvaltı etmediğimizden, ne yesek ne yesek derken Kovan Fırını’ndan bir şeyler alalım dedik. Bir iki poğaça, çörek falan alıp gidip sahilde yiyelim dedik. Ama daha vaktimiz var sanırken vapur geldi, povçalarımızı yiyemeden vapura bindik. Vapurda bisikletleri de içeri aldık bu sefer, bayağı boştu çünkü vapur, kimseyi rahatsız etmedik. Vapurda Kovan’ın lezzetli poğaça ve çöreklerini yedik, içeceğimizi içtik ve bu sırada Kadıköy’e vardık.

Vapurdan indik, GPS’imizi açtık (bilmiyoruz çünkü bu tarafı çok) koyulduk yola. Kadıköy’ün benim daha önce hiç geçmediğim yollardan Moda’ya çıktık ordan da Yoğurtçu Parkı’na. Bundan sonrası pek kolaymış. Avrupa Yakasındaki bisiklet yolundan bilmemkaç kat daha düzgün bir bisiklet yolu, çok daha anlayışlı insanlar.. Ve inanılmaz bir şekilde bisiklet yolunda tek bir mangal bile yoktu. İnanamadım gerçekten!!

Yolda başımıza çok ilginç bir şey gelmedi aslında ama Anadolu Yakası değişik bir yer. Bisiklet yolunda yürüyen biri ilk defa özür diledi. Hatta delikanlı görünen ağır abiler bile bisiklet yolunda yürüdüklerini farkettiklerinde dönüp özür dilediler. Çok ilginç geldi.

Bir yandan da bisikletli insanlar hiç selam almıyorlar. Bu da garip gelen başka bir şeydi ama Pelin şöyle açıkladı, “Buradaki insanlar bisikletli görmeye alışmışlar, o yüzden böyle oluyor” dedi ki hak verdim..

Başka bir konu ise bisiklet yolunun devamlılığının olmaması. Sürekli bir yerlerde kesilip, 300mt sonra başka bir yerden başlıyor. Bunların bağlanması ve devamlılığın sağlanması halinde tadından yenmeyecek bir yol olacağına eminim. Çünkü Anadolu Yakasının sahil şeridi gerçekten çok güzel. Gerek sokak veya ev hayvanları -ki yüzlerce kedi, köpek gördük-, gerek yeşil alan olarak insanı tatmin eden bir havası var..

Neyse, tespit yazısına döndü iyice.. 3 saat kadar dolaştıktan sonra saat 14:15’te Beşiktaş Vapuru’na yetiştik. Peheeey hayatımda bu kadar kalabalık vapuru bir kez daha geçen sene bayramda adaya giderken görmüştüm. Tıkış tıkış insan. Zar zor bindik, vapurda bir tost ve bir çay alıp Pelin’le paylaştık. Sonra Beşiktaş’ta inip eve doğru gitmeye başladık. Fakat Abbasağa Parkı’ndan geçerken hiç hesapta olmayan kedilerle karşılaştık ve yaklaşık 6-7 tane tüy yumağıyla herhalde 1 saate yakın bir zaman geçirdik. Ellerimiz çizik, üstlerimiz tüy içinde kaldıktan sonra oradan çıkıp tekrar ev yoluna koyulduk.

Eve çıkarken en son yokuşta benim zincirim diş atlamaya başladı.. Pek moralim bozuldu. Yakın zamanda servise götürmem lazım bisikleti..

Saate bakmayı unuttum ama sanırım saat 4e yakındı eve girdik.

Bugünü de böylece bitirmiş olduk.

Toplam Mesafe 45.16km
Toplam Sürüş Süresi 03:08:02
Ortalama Hız 14.40km/s
Toplam Tırmanış 219m.
Ortalama Sıcaklık 24° (20°-29°)

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/10/diyar-diyar-anadolu-yakasi/