Pelin’siz Bahçeköy Bahçeköy değildir..

Tarih 30 Mart, gün Cumartesi.. Pelin’in sınavı var diye buluşamadık. Eee n’apacağım ben? E hadi dedim bari bisiklete bineyim.. Sabah erkenden çıkmayı planladım, saat 7-8 gibi çıkacaktım. Aaa bir baktım saat 11 olmuş. Neyse dedim hadi çıkayım..

Bahçelievler’den çıktım, Bakırköy, Zeytinburnu derken Eyüp’e doğru devam ettim.. Amacım Eyüp’ten Kemerburgaz’a, oradan Bahçeköy’e, oradan Gümüşdere’ye, Sarıyer ve sahilden tekrar Bahçelievler.. İyi de arkadaşım demezler mi adama “İlk önce yolları öğren öyle git” diye. Eyüp’ten Kemerburgaz’a çıkacağım diye bir yollara girdim, kayboldum. Neyse orda bir iki dayıya sordum yönlendirdiler beni. Kemerburgaz yoluna girdim.. Burada yol çok geniş. Ne kadar her taraf kamyon olsa da herhalde 4metrelik bir güvenlik şeridi var. Oradan Kemerburgaz’a doğru devam ettim. Tatlı tatlı rampalardan Göktürk girişine vardım. Burada çok güzel bir iniş var. Bir ara km saatim 60 km/s’e vurdu. Aman dedim hemen frenledim kendimi, korkuyorum hızdan. Göktürk’e varınca biraz dinlenip soda falan içtim meydanda, pek sessiz sakin bir yer. Meydanda durduğum sürede ne kadar insan varsa hepsi birbiriyle muhabbet etti. Herkes birbirini tanıyor =).

Sodamı içtikten sonra Bahçeköy yoluna girdim. Harika bir yol. Orman içinde, hafta sonu olmasına rağmen tek tük araba geçiyor ama yol çok dar. Bazı bazı ürkmedim dersem yalan olur. Kah rampa çıktım kah rampa indim -ki çıktığım rampalarda %12 gördüm-. Sonunda Bahçeköy’e vardım. E hazır buraya gelmişken Trek’e uğradım. Sami ve Aram’la iki hoşbeş yaptıktan sonra tekrar yola koyuldum. Gümüşdere’ye devam etsem mi dedim ama vazgeçtim sonra. Zaten geç çıkmıştım, iyice akşama kalmayayım dedim.

Bahçeköy’den Çayırbaşı’na inen yola girdim. Sanırım hiç pedal basmadan Çayırbaşı’na kadar indim. Ormanın içinden çıkıp bir anda denizle burun buruna geldim. Mavi ve yeşil.. Sarıyer güzel bir yer=). Buraya kadar geldim bir de işyerime uğrayayım dedim. Tam iş yerimin önündeki ışıklardan dönerken bir çukuru fark edemedim. Ön tekeri kurtardım ama arka tekerlek hızla çukura girdi ve hayatımın ilk yılan ısırığı patlağımı gerçekleştirdim =). İş yerime girip suyumu içtim, lastiğimi tamir ettim. Tekrar yola koyuldum.

Sahilden giderken şunu fark ettim, hafta sonu hava güzelken sahil yollarına inmemek lazım. Tarabya’dan Bebek’e kadar trafik var. Kaç tane Ferrari, Jaguar geçtiğimi sayamadım bile =). Bebek’e geldiğimde bayağı bir yorulmuştum. Azıcık orada sahilde oturup dinlendim. Sonra tekrar yol.

Tekrar mola vermeden Bahçelievler’e kadar ulaştım. Bayağı bir yorulmuştum. Duşumu yapıp doğrudan yatışa geçtim =). Uzun ve hüzünlü bir tur oldu benim için Pelin’im olmadığından. Ama Pelin’i de alıp bir gün aynı yolları geçeceğim =).

Toplam Mesafe : 104.31 km
Toplam Sürüş Süresi 04:31:39
Ortalama Hız : 23.00 km/s
Toplam Tırmanış : 1,445 m.
Ortalama Sıcaklık 22° (15°-29°)

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/04/pelinsiz-bahcekoy-koy-degildir/

Işık mı? O ne ki?

Don'tBu sabah servisle işe giderken Kireçburnu civarlarında 3 tane bisikletli arkadaş gördüm. Tek sıra olmuşlar, antrenman yapıyorlardı. Hoşuma gitti, ne güzel sabah sabah çıkmışlar, soğuk falan dinlemeden -ki hava heralde -300° falan- bisiklete biniyorlar, antrenman yapıyorlar.

Neyse, bir onlar geçiyor servisi, bir servis geçiyor. Anladığım kadarıyla da öyle çok hobi gibi değil de, daha ciddi şekilde yapıyorlar sporu. Gel gelelim iş yerine vardık. Servisten indim.

Bu 3 arkadaş gerimizde kalmış, yavaş yavaş geliyorlar. Bu sırada yayalara yeşil yandı. Zaten Sarıyer – Büyükdere ışıklarda yayalara yeşil yanması mucize, genelde insanlar yeşil yanmasını beklemeden yola atladıklarından hiç trafik ışığının düğmesine basmıyorlar. Neyse, yeşil yanınca indim ben de yola, dönüp de ışıkta bekleyen bisikletli arkadaşlara selam vereyim diye kafamı çevirdim. Çaat, bir tanesiyle burun burunayım. Hemen kaçtım yana. Arkasına bile dönmeden devam etti(ler).

Şimdi; bisiklete binene her zaman saygım ve sevgim var. Zaten o ana kadar da, kendi kendime, o arkadaşlara gayet ısındım =). Ama o anda trafikteki en sorumsuz adamdan farkları kalmadı gözümde. Benim için; kaldırıma park eden adam, ışıkları hiç takmayıp yayaların üzerine süren adam, sağa dönerken yayaları umursamayan adam oldular gözümde.

Sen orada ister Cavendish ol, ister Contador ol, bana yol vereceksin, geçiş hakkı senin olana kadar duracaksın. Yani şimdi bu adamlar gelip de “Ağbi, bize de trafikte hiç saygı göstermiyorlar yeaa!” demesin bana. Çok pis çıkışırım..

Bu olanın benim gözümde birebir karşılığı;

Yaya geçidinden yeşil ışıkta geçen bir adama bir araba çarpıp da sonradan, “Abi kusura bakma, ralliye hazırlanıyorum da, ışıklarda ne yavaşlıyorum ne duruyorum” demesidir.

Hayır, insanların üzerine sürüyorsun göre göre, bari dön bir özür dile. Ama yook, bisiklet sürüyor ya, dışarıda yürüyen insandan üstün. Var böyle bir kaç tane. Görmedim değil. Ama neyse ki istisnalar kaideyi bozamıyor.

Velhasıl kelam, trafikte saygı, bu şekilde kazanılmaz. Saygı göstermek lazım ki saygı göresin.

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/02/isik-mi-o-ne-ki/

Köpek sevesimiz geldi!

Uzun zamandır yapmak istediğimiz bir gezimiz vardı. Bu Cumartesi günü sonunda Yedikule Hayvan Barınağı‘nı ziyarete gittik, hem de bisikletlerimizle.

Edip sabah makarna ve ilaçlar aldı. Saat 11’de ben Beşiktaş’tan, Edip de Bahçelievler’den yola çıktık. Akşamdan hava durumuna baktığımızda 14° ve güneşli diyordu. Hava gerçekten çok soğuk değildi ama gitgide kapandı ve hatta epey rüzgarlıydı. Beşiktaş’ın pazarından zar zor geçtikten sonra İnönü Stadı’nın orada koca bir otobüs beni sıkıştırdı. Ciddi anlamda korktum, ayağımı incittim ve hatta geri mi dönsem diye düşündüm. Sonra plakayı alamadığımı fark ettim, hızla Kabataş son durağa doğru ilerledim, orda durdum ve otobüsü tanımaya çalıştım ama çok fazla otobüs vardı. Bir tanesini benzetip plakasını alsam da emin olamadım aynı otobüs olduğundan. Sonra köpekleri düşündüm ve motivasyonum geri geldi yola devam ettim. Bu sefer Eminönü kalabalığından zar zor sıyrıldım, Sarayburnu’na kadar sürüp sahil yoluna geçtim ki karşıdan koskocaman bir adam geliyordu! Edip bana yetişmiş. O an çok sevindim, moralim tekrar yerine geldi.

Edip de o sırada beni merak etmiş çünkü biraz uzun sürdü gelmem haliyle. Beşiktaş Pazarı, Eminönü kalabalığı ve küçük kazam beni epey oyaladı. Ayrıca uzun zamandır da binmiyordum, yavaş ve kontrollü gittim. Birlikte Yenikapı’ya varınca, kısa bir mola verdik. Bir şeyler içtik. Bu arada Yenikapı İskelesi ne kadar da çok değişmiş.

Tekrar yola koyulduk ve kısa bir süre sonra barınağa ulaştık. Barınak yoluna girdiğimizde bir sürü köpek karşımıza çıktı. Hemen bisikletlerden indik, kasklarımızı, gözlüklerimizi çıkardık. Köpeklerle “kuçu kuçu” falan diye iletişim kurmaya çalıştık. Sonra kuyruk sallamaya başladılar hatta kendilerini sevdirdiler bize birazcık. Bir tanesi benimle biraz heyecanlı bir biçimde oynamaya kalkınca Edip hemen devreye girerek höyt’ledi ve köpeği uzaklaştırmaya çalıştı. Ama köpek Edip’e sardı. Benim bacaklarımı koklayıp, üstüme atlamaya çalışıp ardından Edip’e koşup sürekli havlamaya başladı. Onu atlatıp barınağa geldik. Barınağın gönüllü yöneticisi Meral Hanım bizi karşıladı. Bisikletlerimizi dışarıda bırakıp içeriyi gezebileceğimizi söyledi. Edip bu sırada makarnaları ve ilaçları teslim etti. Yine gönüllülerden birisi bizi gezdirmeye başladı.

Her tarafımız köpeklerle doluydu. Bir kısmı bağlı, bir kısmı kafeslerde, bir kısmı ise etrafımızda geziyordu. Heyecanlı heyecanlı üstümüze atlayan kurt köpeği ve pitbull’lar, Edip’in uzunluğundan hoşlanmayıp gezimiz boyunca havlayarak bizi takip eden beyaz köpek, bir anda birkaç tanesinin kavgaya tutuşmasıyla 3000 köpeğin birden havlamaya başlaması ve bir sürü sevgiye aç köpeği severek gezimizi tamamladık. O beyaz köpek hatta bir ara Edip’le aynı boya gelebilmek için kulübenin üzerine çıktı. Sonra barınağın önündeki köpekleri uzun uzun sevdik. Kedileri göremedik ama ilk gidişimiz olduğu için ısrar etmedik. Bir daha gidip kedileri de görmek istiyoruz.

Hepsi çok tatlılardı. Damla, Yağmur, Korsan, Umut ve adını hatırlayamadığımız bir sürü köpek. Hepsi de oynamak, sevilmek istiyorlar. Bazen birbirleriyle oynuyorlar, bazıları birbirleriyle dalaşıyor, önümüze gelip sevelim diye kendilerini yerlere atıyorlar. Hepsi de tuluk gibiydiler sanırım iyi besleniyorlar. Çok yaşlı köpekler de vardı. Yollarda bankların üzerinde uyuyorlardı. İyice hepsini sevdikten sonra Meral Hanım ve gönüllülerle vedalaşıp bisikletlerimize atladık.

Hava gitgide kapandığı için biraz telaş ettiysek de, birlikte bisiklete binmeyi çok özlemişiz. Sahilden yavaş yavaş Bahçelievler’e doğru sürdük. Vücudumuz değil ama elimiz yüzümüz rüzgardan epey yandı. Güzel bir turun ardından 15.30’da eve vardık. Gün sonunda yorgun ama mutluyduk. İlk fırsatta tekrar köpekleri kedileri sevmeye gitmek istiyoruz. ÇÜNKÜ BİZ HAYVANLARI ÇOK SEVİYORUZ!

Toplam Mesafe : 34.09km
Toplam Sürüş Süresi 02:07:12
Ortalama Hız 16.10km/s
Toplam Tırmanış : 172m.
Ortalama Sıcaklık 14° (12°-22°)

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/02/kopek-sevesimiz-geldi/

İstanbul’un Yolları Taştan

“Abi İstanbul’da yollar çok kötü, araziden bir farkı yok. O yüzden dağ bisikleti şart. Yollar Avrupa’daki gibi olsun kullanalım düz maşa bisiklet” (Bu cümle İstanbul değil de, Türkiye’nin herhangi bir yeri için de değiştirilebilir.)

O kadar çok duyuyorum ki bunu, artık gına geldi.
İnanmayın arkadaşım, yok öyle bir şey.

Tamam, İstanbul’un yolları çok harika değil. Ama iki tane çukur, üç tane mazgal var diye de hamallık yapmaya gerek yok.

Ha, yanlış anlaşılma olmasın. Bundan 6-7 ay önce ben de birebir aynı düşüncedeydim. “Amortisör lazım yahu, insanın eli kolu ağrır” diyordum. Sonra ne oldu? Bir tane düz maşa şehir bisikleti aldım, yetmedi üzerine bir de yol bisikleti aldım. İkisiyle toplam 1.200km yaptım, bir sorun yaşadım mı? Ne yalan söyleyeyim, dağ bisikletiyle daha çok ağrı çekiyordum.

Ee çukur/mazgal yok mu İstanbul’da? Var. Ama yani bisiklet sürerken de “Ağzı açık ayran budalası” gibi etrafa bakmıyorum. Gittiğim yola bakıyorum. Çukur veya mazgal mı var, biraz yandan git, bitti gitti.

Sanılmaya ki yamalı, bozuk yollar sadece İstanbul’da var.
Al işte, Polonya’dan bir yol fotoğrafı (O kadar da muhteşem, harika, über bir yol değil).

Fotoğraf: Gökhan TOROS

Fotoğraf: Gökhan TOROS

Yani demem şudur ki. Dağ bisikleti satmak, nedense, Türkiye’de bir pazarlama taktiği. Bize de ilk bisikletlerimizi öyle sattılar (Abi, yollar zaten berbat. Alırsın bu bisikleti, ince bir teker takarsın, al sana şehir bisikleti). Satıcıların gazına gelmemek lazım. Sonra üzülüyor insan .

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2013/01/istanbulun-yollari-tastan/

Polar CS500

Kendi çapımda ekipman deneyimlerimi yazmaya devam ediyorum..

Bu sefer 21 Haziran 2012 tarihinde kullanmaya başladığım Polar’ın CS500 modeli hakkında karalayacağım bir şeyler..

cs500

Ürünü ilk aldığımda ana ünite ve hız ve nabız vericisi ile beraber geldi. CS300’ün mesafe sınırlandırmasından sonra CS500’ün vericilerini istediğim yere yerleştirebilme serbestliği çok hoşuma gitti.. 2.4Ghz’lik bir bağlantı sağladığı için vericiler ana üniteden 10metre uzakta dahi bağlantı sağlayabiliyordu.

Yaklaşık 15gün sonra kadans vericisi ve bilgisayar ile bağlantı sağlayabilen USB aparatını satın aldım. Kadans vericisini yaklaşık 5dakika içinde kurdum ve çalışmasını sağladım ama USB aparatı o kadar kolay olmadı.

Power vericisi dışında her şeyim tamamladım ve yaklaşık 2 ay boyunca bu bisiklet bilgisayarını kullandım. Bu süre içinde sevdiğim ve sevmediğim şeyler oldu.. Teknik konulardan süper anlamadığım için sadece bu yönleri hakkında yorum yapacağım..

Sürüş Öncesi

Verici Mesafesi: Verici mesafesi konusunda Polar bu seride (ve sonrakilerde) çok başarılı.. 2.4Ghz’lik bağlantı sayesinde hem sorunsuz hem de uzak mesafeli veri aktarımı sağlanabiliyor. CS300 kullanırken hız ve kadans sensörünü ayarlayacağım diye göbeğim çatlamıştı ama CS500’de vericileri istediğim yerlere takarak süper bir veri transferi elde ettim.. Ama Polar neden hala ANT+ sistemine geçmiş değil anlamadım.

Kullanıcı Dostu Tasarım: Bu konuda da Polar’ı başarılı buldum. Ayarları yapmak, ekranlar arasında geçiş yapmak çok rahat. Her şey açık açık belli edilmiş bilgisayarda. Ama şunu da belirtmekte fayda var, bilgisayarın Türkçe desteği yok.

Sürüş Sırasında

Ekran Özellikleri: Sürüş sırasında ekran geçme konusunda değişik bir yol izlemişler. Geçiş düğmeleri ana ünitenin altında ama bisiklete bağlantı apartı sayesinde sürüş sırasında ana ünitenin sağına veya soluna dokunduğunuzda ekran değişiyor. Ayrıca ekrandaki rakamlar ve yazıların boyutları gayet büyük ve çok rahat okunuyor. Ama bu bisiklet bilgisayarının ışık özelliği yok. Çalıştığım için antremanlarımı genelde akşam saatleri yapabiliyorum ve eğer etrafta ışık yoksa ekranı göremiyorum.. Bu çok büyük bir eksiklikti benim için.

Sürüş Kayıt Özellikleri: Verilerin yenilenme oranları çok hızlı. Yavaşladığınızda veya hızlandığınızda hemen ekrana yansıyor. Auto Start/Stop özelliği ile ışıkta durduğunuzda hemen durup, tekerlek tekrar dönmeye başladığında hemen başlıyor. Fakat bu konuda da zaman zaman sorunlar yaşadım. Bazen tekrar başlamadı. Bazen ise durmadı. Ama bir sorun vardı ki bu saati satmama neden oldu. Eğer sürüş sırasında 30dakikadan fazla durursanız kayıt edilen sürüş duruyor ve bir daha başladığınızda yeni bir antreman başlatıyor. Bunu Pelin’le yaptığımız Assos turunda farkettim. 100km’lik sonunda yaklaşık 10tane farklı antreman dosyası vardı. Hepsini tekrar toplayıp, hesap yapıp ortalamalarımızı buldum..

Yükseklik verileri de sürekli değişiklik gösteriyor. Ne kadar düzgün ayarlamış olsanız da hava durumuna, sıcaklığa göre yükseklik değerleri farklılık gösteriyor. Örneğin sahilde sürerken -150m.’de bisiklet sürdüğümü gördüm bir kaç kere. Vay be dedim, neymişim ben.

Sürüş Sonrası

Sürüş sonrasında verileri bilgisayara aktarmak da ayrı bir işkence. USB aparat her 5 seferin sadece 1inde ana üniteyi algılayabiliyor. Polar’ın neden hala kablolu veya Bluetooth üzerinden bir sisteme geçmediğini merak ediyorum. İlk önce ses ile iletişim, sonra kızılötesi, şimdi de bu.. Bence bu konuda Polar çok başarısız. Ayrıca verilerini sadece polarpersonaltrainer sitesine yüklüyor olabilmek çok can sıkıcı. CS500’den HRM dosyası olarak alabiliyorsunuz verileri ama verilerin bir kısmı bu dosyanın içinde olmuyor.

cs

Genel olarak

Genel olarak baktığımda bu bilgisayarın daha çok performans amaçlı olduğunu ve tur için hiç uygun bir saat olmadığını düşünüyorum. Ayrıca vericilerin pillerinin değişmemesi (nabız vericisi hariç) pek hoş olmamış. Eğer performans sürüşü yapılıyorsa başarılı bir saat ama bir performans sürücüsü olmadığım için bir daha Polar ürünlerinin yakınından geçmeyeceğim.

 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/12/polar-cs500/