Bitkisel Hayat

Sabah 6.30. Kalktık. Yumurtalar kaynarken tişörtleri giy, şimdi git sen hazırlan, ben peyniri keserim derken, saat 6.50’de yola çıktık. Sabahın o saati sıcaklık 25°… İlk hedefimiz, neydi oranın adı, hah, Kabataş… Beşiktaş’ı hızlı hızlı geçip, Kabataş’a vardık. Birer de meyve suyu alıp çimenlere oturup kahvaltımızı edelim dedik. Yahu o çimenlerin hali ne?? Her taraf çöp! İnsanın içi acıyor. Neyse orada bir yaprak test bulduk ve onu kilim olarak kullanıp oturduk… Sabah sabah denize karşı çimlerde pek de güzel bir kahvaltı yaptık. Domates, peynir, haşlanmış yumurta, salatalık, ağzım sulandı be yine… Orada karnımızı doyurduk, biraz da oturup kalktık (tabi ki tüm çöplerimizi topladık ve çöpe attık [örnek davranış]).

Vurduk kendimizi yine yollara. Sabah sabah azıcık motorlu taşıt var, rahat rahat gidiyoruz o yüzden. Bir ara bir otobüs benimle yarıştı galiba ama anlamadım ne yapmaya çalıştığını, biraz bekleyip benim geçmeme izin veriyor, sonra da gaza basıp beni geçiyor, hala ne yapmaya çalıştığını anlamamış bir durumdayım. Ben önde Pelin arkada Sirkeci’ye kadar vardık, Pelin’in bisikletine bakım yaptıracaktık ama bisikletin servisi daha açılmamış, hatta oradaki eleman bayağı küfrede küfrede dükkanı açıyordu. Neyse başka zaman geliriz diyerek ordan çıkıp Yenikapı’ya doğru yönlendik. Yok arkadaşım, olmuyor, Sarayburnu’nu sevmiyorum. Sürekli tekdüze orası, sanki her dönüşte bitecek, bir sonraki göreceğim yer Yenikapı olacakmış gibi geliyor ama hep aynı Sarayburnu çıkıyor karşıma. Bi yürü git arkadaşım. Neyse, burada insanlar denize girerken bize “Hello” diye mi bağırmadılar, zenci bir arkadaş başka bir yere bakarak koşarken az kalsın Pelin’e mi çarpmıyordu (bildiğin son anda kaçtı yahu, korktum). Pelin, Sarayburnu çıkışında gaza geldi, bir bastı, yetişebilene aşk olsun. Ben yetiştim, bana aşk oldu! =). Ordan sonra da zaten klasik mola yerimiz olan Yenikapı’ya vardık, ihtiyaç molası için =).

Yenikapı’da bir süre dinlenip ihtiyaçlar karşılandıktan sonra tekrar yola çıktık Zeytinburnu’ya (Zeytinburnu’na???) doğru. Yol boyunca Pelin’le birbirimize şarkılar söyledik telsiz üzerinden =). Herhalde Yenikapı’dan çıktıktan bir 30 dakika sonra Zeytinburnu kavşağına geldik. Abdi İpekçi Spor Salonu’nun önünden az eğimli ama hiç bitmeyen bir rampada gitmeye başladık. Gerçekten bitmiyor. Çık, çık, çık, çık, yetmedi daha fazla çık. En son baktım Pelin arkamdan gelmiyor, durdum bir durakta Pelin’i bekleyeyim dedim, Pelin geldi, biraz dinlenir derken, saydıra saydıra, “bu mu dümdüz yol” diye diye yanımdan geçti (önceden bu yolun dümdüz olduğunu söylemiştim ama yamulmuşum demek ki). Neyse girmemiz gereken araya vardık ve girdik. Herhalde girdiğimiz sokak üzerinde 4-5 tane farklı mezarlık vardı. Tam olarak nereye gideceğimizi bilemediğimizden oralarda birilerine soralım dedik. Mezarlıktan iki dayı çıkıp bizi görünce çok heyecanlandı ve

“KATOLİK ÇÖRÇ! KATOLİK ÇÖRÇ!” diye bağırmaya başladı.

“Dayı, bu Tıbbi Bitkiler Bahçesi varmış. Nerede acaba?” dedim,

“Haa, şurdan düz git, ordan sağa dön, ordan sola dön orada” dedi.

“Eyvallah” dedim ve bastım gittim.

Arkamdan “Ulan ben de katolik çörç diyip duruyorum, Türkmüş bunlar” demişler =) (Pelin dedi).

Hakikaten yakınmış ZTBB (Evet bundan sonra ZTBB dicem!). Girdik içeri, bisikletlerimizi bıraktık, kapıdaki güvenlikçi dayı, “Onları görebileceğim bir yere koyun da, bir şey olmasın.” dedi. Zaten kilitleyeceğimizi söyledik ama yine de görebileceği bir yere bıraktık. Nerden dolaşmaya başlayacağımız konusunda bir fikrimiz olmadan sağa sola gittik ilk bir 5-10 dakika, sonra bir sisteme oturtarak dolaşmaya başladık ZTBB’yi.

Nekkadar çok ve güzel bitki varmış orda. Hepsinin ismini hatırlayamasam da bazıları şu şekildeydi;

Bu mesela Ekinezya’ymış.
 

Bunun da enginar olduğunu sonradan öğrendik (basitbiryasam‘dan Hindiba söyledi Pelin’e). Enginarın bu kadar güzel bir çiçeği olduğunu hiç bilmiyordum.
 

Bu da Amerikan Sumağı’ymış. Dokusu kadife gibiydi.
 

Bu da Soğan. Sovanı biliyorum ama salyangozların soğanı bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum.

Buradaki gezimizi bitirip, fıskiyelerin altında biraz serinledikten sonra çıkmaya karar verdik. Artık geri dönelim derken Pelin Beşiktaş’ta pazara gitmek istediğini ama çok yorulduğunu söyledi, benim de aklıma yolda gördüğüm organik pazar afişi geldi, Cumartesi’leri kuruyoruz diyordu. Güvenlikteki arkadaşa sorduk nerededir diye, tarif etti, gittik. Kocaman pazar beklerken yaklaşık 15 tezgahtan oluşan ufak bir pazarcık gördük. Meğerse organik pazarlar buna benzer oluyormuş. Pelin’in tecrübesi var bu konuda, benim için bir ilkti =). Buradan fasulye (ki fasulye çok kötü çıktı), dolmalık biber, muz, maydanoz ve kiraz alıp çıktık. Muzları yedik (ki gerçekten çok lezzetliydi), diğerlerini çantalara doldurup geri dönüş yoluna çıktık.

Açıkçası artık yorulduğumuz ve güneş iyice yaktığı için hızlı hızlı dönmeye çalışıyorduk. Sinirler biraz gerilmişti sıcaktan veya benimkiler gerilmişti. Yolda birkaç taksiciyle atıştım. Topkapı, Aksaray, Unkapanı, Karaköy, Kabataş ve Beşiktaş güzergahını izleyerek geri döndük. Saraçhane’den geçerken biraz zorlandık ama ne yalan söyleyeyim =). Saat 2’ye yaklaşırken eve vardık. Çok yorulduk yine ama gayet güzeldi. Hem eğlendim, hem öğrendim =). Eve dönünce kirazları da yedik. Uzun bir süredir gerçek kiraz yememişim onu anladım.

Toplam Mesafe 35.10 km
Toplam Sürüş Süresi 02:49:48
Ortalama Hız 12.4 km/s
Ortalama Sıcaklık 32°

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/06/652/

Yıldız Korusun!

Bir güzide Perşembe akşamında Pelin’e gidip, yemeğimizi hazırlayıp, Pelin’in ev arkadaşı Bilge’yi de alıp şöyle bir Yıldız Korusu’na gidelim dedik.

Saat 20:10’da hazırlanıp çıktık. Zaten çıktığımız yerden Malta Köşkü‘nün girişi çok yakındı hemen ulaştık Yıldız Korusu’na. Malta Köşkü’nün önündeki havuz pek güzel görünüyordu akşam akşam, orda durup azıcık fotoğraf çektik. Orada biraz zaman geçirdikten sonra Çadır Köşkü‘nün önünden yılana benzeyen, muhteşem inişten indik. Pelin’in söylediğine göre ben yine gaza gelip önden gitmişim. Zaten Yıldız Korusu’nun girişine indikten sonra Pelin ve Bilge’yi bir iki dakika bekledim. Meğersem Bilge o güzelim yokuşu bisiklet elinde inmiş. Yazık.. =).

Ordan çıktığımızda “Naapsak, naapsak” derken, “Hadi madem, Taksim’e doğru gidelim” dedik. Beşiktaş’a doğru ilerledik. Beşiktaş’ı geçtikten sonra Dolmabahçe Sarayı‘na gelmeden ara sokaktan bir motorsikletli eleman çıktı, arkamdan takip etmeye başladı beni, geçsin diye yol vermeye çalıştıkça benimle beraber yavaşlayıp hızlandı, “N’oluyo la” diye arkama bakarken yanıma geldi, omzuma vurup, “Helal olsun birader” deyip devam etti. Ama yanlış anlaşılmasın, bu sırada durmuyorduk, hala seyir halindeydik. “Eyvallah” dedim arkasından. Pelin gelip “N’ooldu? Bir şey mi yaptı o adam sana?” dedi ama durumu anlatınca hep birlikte güldük (hahahahaha).

Sahilden Karaköy’e ulaştık ve Taksim’e doğru tırmanmaya başladık, ben yine her zamanki gibi biraz önden önden gidip, Pelin’le Bilge’yi bekliyor ayağına, dinlendim sürekli. İstiklal Caddesi‘ne çıktıktan sonra bisikletleri elimizde götürmeye başladık. Sonuçta kalabalık, sakatlık olmasın dedik. İstiklal’i bitirip, meydandan Şişli üzerinden Dikilitaş’a doğru gitmeye başladık. Yolda iki taksi, bir çöp kamyonu ile tartıştıktan sonra (bisiklet üzerindeyken biraz asabi oluyorum galiba) Dikilitaş’a vardık. Oradaki bir büfede bir şeyler yedik, sonra da çay içmek için bir aktara oturduk. Bu sırada Pelin’le Bilge uyudular biraz :P.

Çaylarımızı içip biraz oturup sonra da geri döndük. Bu da böyle bir anıydı.

 

Toplam Mesafe 19.20 km
Toplam Sürüş Süresi 01:35:48
Ortalama Hız 11.2 km/s
Ortalama Sıcaklık 24°

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/06/yildiz-korusun/

Boğaz Köprüsü Bisiklet Yolu Olsun!

Dünya Çevre Gününüz kutlu olsun! Biz çok güzel kutladık bugün.
4 gün önce Bisikletliler Derneği’nin Dünya Çevre Günü için  köprü geçişi düzenlediğini öğrendik. Ben Cumartesi gününden bisikletimi getirdim Beşiktaş’a ki sabah buluşma yeri olan Taksim’e rahat ve beraber gidebilelim (Edip).

Pazar sabahı 8.30 gibi kalktık ve hazırlanmaya başladık. Hızlıca kahvaltı ettik. Kahvaltı hazırlarken camdan alt kat komşumuzun da bisikletiyle çıktığını gördük. Sonra giyinmeler, kasklar, gözlükler, çanta toparlamalar derken saat 9.20’de evden çıktık. Esentepe, Mecidiyeköy, Harbiye’yi geçerek Taksim Meydan’a vardık. Meydana girerken oradaki kalabalığı görünce nasıl şaşırdık! İkimiz de ilk kez bu kadar çok bisikleti ve bisikletliyi bir arada görüyorduk. Hemen metro girişinde kendimize bir gölge bulduk. Edip’in arkadaşı Kemal de gelecekti. Hemen onu aradık. Kendisi meşhuur bir kahvecide kahvesini içiyormuş, geldi yanımıza. Bu sırada insanlar meydanın çevresinde güya dörtlü ama onarlı onbeşerli sıralanıyorlardı yolda. Çok güzel bir görüntüydü yine. Her yer 360 derece bisikletlilerle doluydu. Biz de sıraya girdik, yani yolda yerimizi aldık. Hemen önümüzde bir aile bebekleriyle gelmişlerdi bebek koltuklarıyla. Sürekli etrafa gülücükler saçan bir bebekti, Kemal ona güldüğünü söyledi, bense bana güldüğünü iddia ettim (Pelin).

Amman tanrım!! O kalabalık ne öyle derken, geçtik yerimize efendim. Bu sırada kendi aramızda muhabbet ederken, bir anda Avrupa Birliği Bakanı korumaları üstümüze geldi ama bunu bir tek Kemal farketmedi. Elemanlar bakan geçsin diye yolu açmaya çalışırken Kemal’in bisiklete hamle yaptılar ve hayatlarının hatasını yaparak bisiklete dokundular!!! Kemal bir anda kim olduğunu anlamadan “DOKUNMA!” diye haykırdı, koruma arkadaş da ne olduğunu anlamadan gayet korkmuş bir şekilde, “tamam tamam azıcık kenara çekilebilir misiniz, bakanımız geçecek” dedi. Tam bir süt dökmüş kediydi koruma… Şaşırdık… Sonra önümüzden bakan bir şeyler ıvıldanarak geçti. Bu arada Kemal yılların yarışçısı o yüzden bisikletine gerçekten çok bağlı. Neyse, saat sanırım 10:30’du yola çıktık. O Harbiye’deki yolun, Şişli’deki yolun, Mecidiyeköy’den köprüye kadar olan yolun tamamen bisikletlilere ayrılması muhteşemdi. Geliş yönünde sıkışan arabalara baka baka yanlarından geçtik. Pek eğlenceliydi. Mecidiyeköy’e kadar çok yavaş bir şekilde ilerledik, insanlar saatte 15km hızını geçtiklerinde birbirlerine “15’i geçtik la” diye haber veriyorlardı. Mecidiyeköy’e geldiğimizde rahmetli Ali Sami Yen’in önündeki iki tane gidiş yolunun da bisikletlilere ayrıldığını gördük ve basmaya başladık, Kemal’le bir süre yarıştık. Burası turun en eğlenceli noktalarından biriydi, çünkü üstümüzün kapalı olması sesin eko yapmasına neden oluyordu ve Ali Sami Yen’in oradaki yolda herkes bir anda bağırmaya ve zillerini çalmaya başladı, muhteşem bir kakafoni vardı (Edip).

O yol bitince, darlaşan yol nedeniyle yine sıkışıp yavaşladık. Barbaros’tan köprü yoluna girdik. Köprüye yaklaştıkça heyecan da artıyordu. Şahsen biz ilk defa köprüden bisikletle geçecektik. Yolda giderken mutluluktan durmadan sırıttığımı, ağzımın nerdeyse kulaklarıma vardığını farkettim. Bu arada bisikletliler arasında, tek eliyle bir şemsiyeyi açmış bir hanım vardı. Tek eliyle kullanması ve kapattığında da sivri ucu tehlikeliydi epey. Klişe olacak ama yediden yetmişe insan vardı hakikaten. Çocuklar kendi bisikletleriyle, anne babalarının arkasında çocuk koltuğu ve hatta çocuk römorkuyla, gençler, kadınlar, adamlar, eşler, sevgililer, amcalar, teyzeler, hatta dedeler ve nineler bile vardı… Anonslara göre beş bin bisikletliydik. Barbaros’tan aşağı bakınca ne kadar çokuz görülebiliyordu. Köprüye girince herkes sağa çekmeye başladı, gelsin fotoğraflar…
Köprü girişi ve köprü üstü kenarlarda fotoğraf çeken, çekilen insanlarla doluydu. Biz de hemen kendimize boş bir yer bulduk. Kemal’i köprüye girdikten sonra kaybettik. Yavaş gitmek bir yarışçıya göre değil sanırım… Molalardan sonra, manzaranın keyfine vara vara köprüde ilerledik. Nasıl da güzeldi. Ellerinde köprü bisiklete açılsın yazan pankartlar tutan insanlar vardı. Biz biraz ileri gittik, bakınız konu başlığı… Sola bakınca arabalardaki insanların tepkileri de ilginçti. Kimi sıkışıklıktan dolayı öfkeli, kimileri ise korna çalarak, fotoğraf çekip, el sallayarak bize destek veriyordu. Kızgın bakıp söylenenlere ohh bugün de sıra bizde der gibi bakıp destek verenlere de el sallayıp zil çaldık. Bir gün de bizim olsun canım! (Pelin)

Köprü çıkışı da ayrı bir eğlenceydi. OGS’den geçmek, OGS’nin alarmını duyup hiç tınmamak çok eğlenceliydi.. Geçen insanların çoğu ellerini bırakıp “höy löy löy” diye bağırarak OGS’den geçti.. KGS’den geçen daha az insan vardı . Köprü’den çıktıktan sonra Üsküdar çıkışında yine bekledik bir süre, ama kısa, sonra devam ettik. Yolların tamamen bisikletlilere ayrılmış olduğunu görmek harika bir şeydi. Oraları çok bilmiyorum ama Üsküdar sahil yolları çok güzeldi. Duraklardaki insanlar bizlere alkış tutuyor, hatta iki tane teyze evlerinden herkese el sallıyor ve bisikletliler de bunlara zilleriyle karşılık veriyorlardı (biz de dahiliz tabi buna:)). Tüylerimiz diken diken oldu gerçekten.
Yolda bir teyze Pelin’le muhabbet etmiş ama ben bilmiyorum onu, Pelin anlatır onu birazdan.. En sonunda Harem’e vardık -ki burası Bisikletliler Derneği’nin organizasyonunun finiş çizgisiydi- ve Pelin’le bir gölge bulup oturduk hemen. Burada bir 30 dakika dinlendikten sonra, oradaki çekiliş ve 100lerce bisikletli arkadaşı bırakıp, hem yemek yemek, hem de artık Beşiktaş’a geri dönebilmek için Kadıköy’e doğru pedalladık (Edip).

Üsküdar’da bize el sallayıp alkışlayanların olduğu yer Kuzguncuk’tu. Zaten çok güzel bir semttir, hem kendisi hem de insanlarıyla. Üsküdar girişinde su almak için durduğumuz marketteki teyze, “ne kadar güzel bir şey yapıyorsunuz, her gün bunu yapın, bol şanslar” deyip ayrıca temiz hava, çevre gibi birçok şeyden söz açtı. Ben de yorgunluk, susuzluk ve güneşin etkisiyle “evet evet, kesinlikle haklısınız, sağolun” gibi kısa yanıtlarla karşılık verdim. Sonrası zaten Harem’e dek gitmek ve orda dinlenmek kısmını Edip anlattı.
Kadıköy’de yemek yedikten sonra 13.45 vapuruyla karşıya geçtik. Püfür püfür vapurda bisikletlerimizin karşısında yanyana oturup denizi seyretmek ve günü konuşmak çok zevkliydi. Sonrası evimiz Beşiktaş… Ihlamur’un sıkışıklığı, kaybettiğimiz enerjiyi yerine getirmek için marketten sütlü tatlı stoğu ve ev yolu. Tabi ev yolunda Edip taksicilerle atıştı. Ama haklıydı. Sinyal vermeden yan yollara giriyorlar, bile göre dümdüz Edip’in üstüne sürüyorlar. Nerdeyse düşecekti birisi yüzünden, ben de arkadan görüp çok endişelendim. Tıntın hemen yetişip iyi misin diye sordum.

Eve vardığımızda yorgun, mutlu ama hepsinden fenası yanmıştık! Kol ve bacaklarımızda, hatta benim elimin üzerinde kesin ve kırmızı çizgiler var şu anda. Bir de bacaklarımızda hasarlar. Çok bisikletle yan yana, yavaş, dar yollardan gitmek bacaklara epey yara ve çizik kazandırıyormuş onu da öğrenmiş olduk. Son tahlilde harika bir gün ve harika bir turdu… (Pelin) İşte hasarlarımız:

Biraz uzun oldu ama kaç kere köprüden geçiyoruz.. Olsun bu sefer! (Edip)

Toplam mesafe 31.10 km
Toplam sürüş süresi 2:36:13
Ortalama Hız : 11.9 km/s 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/06/bogaz-koprusu-bisiklet-yolu-olsun/

Sarıyer Bir Ki, Sarıyer Yolcusu Kalmasın

Merhaba Sayın Seyirciler,

Bugün sizlere son turumuzdan bahsedeceğiz (Alkış). Ben Pelin yazıyorum, Edip de yanımda sufle veriyor. Şu anda Abbasağa Parkı’ndan size sesleniyoruz. Her yerde internetimiz var (ha ha ha haa)!

Bisikletlerimizle  24 Nisan günü sabah 9’u 15 geçe benim evden çıktık. İstikamet Sarıyer. Henüz Beşiktaş semalarındaydık ki, duraktaki amca bize “Azraille kontratınızı yaptınız mı?” tadında bir şeyler söyledi. Verdiği büyük moralle Ihlamur’u bitirdik ve sahil yoluna döküldük! Hava gayet güneşliymiş diyor Edip. Ben hatırlamıyorum.

Kuruçeşme’de ilk molamızı verdik ve marketten soda, su filan aldık, tabi enerji kaynağı muz da aldık. Parkta oturduk, Bebek turumuzda da bu parkta dinlenmiştik. Orda her zamanki gibi köpekler bulduk ve sevdik. Belki fotolarda vardır, bakalım göriciiz.

Sonra tekrar yola koyulduk. Birçok bisikletli gördük yollarda ama hiçbiri nerdeyse selam vermedi bize. Edip tilt oldu!

Bebek tarafı çok kalabalıktı, bir ton insan, söylene söylene geçtik orayı. Yeniköy taraflarında bir iskelede ikinci molamızı verdik. Orda bisikletlerimizin fotoğraflarını çektik demirlere dayayıp.

Sıcak epey susatıyordu şimdi anımsadım. Edip diyor ki sonra  Kireçburnu fırınına uğramışız ve bana bir sürü iğrenç çekirdekli tatlı kurabiyeler alıp hepsini de kendi yemiş hahahahaha.

Tam fırından ayrıldık, böyle kendimize sahilde afili yerler arıyoruz. Gözüme birden pasparlak masmavi bir şey çarptı. Ve Ediiip diye bağırmaya başladım!  O da ne sahilde İsmail Abi vardı. Nam-ı diğer Serkan Keskin. Meğersem Leyla ile Mecnun çekiliyormuş. Hemen yavaşlayıp oracıkta duruverdik. Bir de Ali Atay, Yavuz Hırsız filan hepsi orda. İsmail Abi Edip’e poz da verdi. Kısa bir süre çekimi izledik ve sonra aldıklarımızı yemek için kendimize daha sakin bir yer bulmaya gittik. Bu da böyle bir anımızdı…

Bu sırada yemek dışındaki ihtiyaçlarımızı da giderebilmek için önce Belediye’ye uğradık, Edip’in kıyağıyla içeri girdik ve oh rahatladık. Sonra Sarıyer Meydanı’nda gidiş yönündeki son molamızı verdik. Sakin bir yer ararken orda da bir dizi çekimine denk gelmeyelim mi? Amaan bizi mi takip ediyorsunuz kardeşim, demedik yememize baktık…

Bundan sonrasını Edip yazmakta.

Sonra da geri dönüş yoluna başladık. Yanlış hatırlamıyorsam Emirgan civarlarında iki bisikletli arkadaşa denk geldik ki Kuruçeşme’ye kadar sürekli bir takip halindeydik, kah onlar önde kah biz öndeyiz. Ama ben çok gaza gelmişim, iki tane ışık geçmişim, öyle dedi Pelin, utandım kendimden.

Dönerken az mola verdik galiba.. Bir molamızı Yeniköy Askerlik Şubesi’nin orda verdiğimizi hatırlıyorum, diğerini de yine Kuruçeşme Parkı’nda. Yine aynı yolları takip ederek Pelin’e vardık. Yorulduk, ama en çok yoran Pelin’in evinin çıkışındaki, muhtemelen 45° eğimli olan, yokuş oldu.

Toplam mesafe : 48.30 km
Toplam sürüş süresi : 3:24:54
Ortalama Hız : 14.1 km/s 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/05/sariyer-bir-ki-sariyer-yolcusu-kalmasin/

Yaz için tur planı: İstanbul-Ayvalık

Pelin’le yaz için Ege’ye doğru bir tur yapma kararı aldık ve çalışmalara başladık hemen..

İlk önce kabataslak bir rota çıkardık:

1. Gün:
İlk gün İstanbul’dan Bandırma’ya deniz otobüsü ile geçip, ilk günü hafif bir turla geçirmeyi düşündük. Bandırma’dan çıkıp Erdek’e, oradan da Ocaklar ve Narlı’ya gitmeyi planlıyoruz.

İlk günün rotasını değiştirmeye karar verdik. Vapurdan inip, Bandırma’ya çok da uzak olmayan Manyas Kuş Cenneti’ne gidip, oradan Edincik üzerinden Erdek’e gideceğiz..

Eee? Sonra ne olmus?

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/01/yaz-icin-tur-plani-istanbul-ayvalik/