Boğaz Köprüsü Bisiklet Yolu Olsun!

Dünya Çevre Gününüz kutlu olsun! Biz çok güzel kutladık bugün.
4 gün önce Bisikletliler Derneği’nin Dünya Çevre Günü için  köprü geçişi düzenlediğini öğrendik. Ben Cumartesi gününden bisikletimi getirdim Beşiktaş’a ki sabah buluşma yeri olan Taksim’e rahat ve beraber gidebilelim (Edip).

Pazar sabahı 8.30 gibi kalktık ve hazırlanmaya başladık. Hızlıca kahvaltı ettik. Kahvaltı hazırlarken camdan alt kat komşumuzun da bisikletiyle çıktığını gördük. Sonra giyinmeler, kasklar, gözlükler, çanta toparlamalar derken saat 9.20’de evden çıktık. Esentepe, Mecidiyeköy, Harbiye’yi geçerek Taksim Meydan’a vardık. Meydana girerken oradaki kalabalığı görünce nasıl şaşırdık! İkimiz de ilk kez bu kadar çok bisikleti ve bisikletliyi bir arada görüyorduk. Hemen metro girişinde kendimize bir gölge bulduk. Edip’in arkadaşı Kemal de gelecekti. Hemen onu aradık. Kendisi meşhuur bir kahvecide kahvesini içiyormuş, geldi yanımıza. Bu sırada insanlar meydanın çevresinde güya dörtlü ama onarlı onbeşerli sıralanıyorlardı yolda. Çok güzel bir görüntüydü yine. Her yer 360 derece bisikletlilerle doluydu. Biz de sıraya girdik, yani yolda yerimizi aldık. Hemen önümüzde bir aile bebekleriyle gelmişlerdi bebek koltuklarıyla. Sürekli etrafa gülücükler saçan bir bebekti, Kemal ona güldüğünü söyledi, bense bana güldüğünü iddia ettim (Pelin).

Amman tanrım!! O kalabalık ne öyle derken, geçtik yerimize efendim. Bu sırada kendi aramızda muhabbet ederken, bir anda Avrupa Birliği Bakanı korumaları üstümüze geldi ama bunu bir tek Kemal farketmedi. Elemanlar bakan geçsin diye yolu açmaya çalışırken Kemal’in bisiklete hamle yaptılar ve hayatlarının hatasını yaparak bisiklete dokundular!!! Kemal bir anda kim olduğunu anlamadan “DOKUNMA!” diye haykırdı, koruma arkadaş da ne olduğunu anlamadan gayet korkmuş bir şekilde, “tamam tamam azıcık kenara çekilebilir misiniz, bakanımız geçecek” dedi. Tam bir süt dökmüş kediydi koruma… Şaşırdık… Sonra önümüzden bakan bir şeyler ıvıldanarak geçti. Bu arada Kemal yılların yarışçısı o yüzden bisikletine gerçekten çok bağlı. Neyse, saat sanırım 10:30’du yola çıktık. O Harbiye’deki yolun, Şişli’deki yolun, Mecidiyeköy’den köprüye kadar olan yolun tamamen bisikletlilere ayrılması muhteşemdi. Geliş yönünde sıkışan arabalara baka baka yanlarından geçtik. Pek eğlenceliydi. Mecidiyeköy’e kadar çok yavaş bir şekilde ilerledik, insanlar saatte 15km hızını geçtiklerinde birbirlerine “15’i geçtik la” diye haber veriyorlardı. Mecidiyeköy’e geldiğimizde rahmetli Ali Sami Yen’in önündeki iki tane gidiş yolunun da bisikletlilere ayrıldığını gördük ve basmaya başladık, Kemal’le bir süre yarıştık. Burası turun en eğlenceli noktalarından biriydi, çünkü üstümüzün kapalı olması sesin eko yapmasına neden oluyordu ve Ali Sami Yen’in oradaki yolda herkes bir anda bağırmaya ve zillerini çalmaya başladı, muhteşem bir kakafoni vardı (Edip).

O yol bitince, darlaşan yol nedeniyle yine sıkışıp yavaşladık. Barbaros’tan köprü yoluna girdik. Köprüye yaklaştıkça heyecan da artıyordu. Şahsen biz ilk defa köprüden bisikletle geçecektik. Yolda giderken mutluluktan durmadan sırıttığımı, ağzımın nerdeyse kulaklarıma vardığını farkettim. Bu arada bisikletliler arasında, tek eliyle bir şemsiyeyi açmış bir hanım vardı. Tek eliyle kullanması ve kapattığında da sivri ucu tehlikeliydi epey. Klişe olacak ama yediden yetmişe insan vardı hakikaten. Çocuklar kendi bisikletleriyle, anne babalarının arkasında çocuk koltuğu ve hatta çocuk römorkuyla, gençler, kadınlar, adamlar, eşler, sevgililer, amcalar, teyzeler, hatta dedeler ve nineler bile vardı… Anonslara göre beş bin bisikletliydik. Barbaros’tan aşağı bakınca ne kadar çokuz görülebiliyordu. Köprüye girince herkes sağa çekmeye başladı, gelsin fotoğraflar…
Köprü girişi ve köprü üstü kenarlarda fotoğraf çeken, çekilen insanlarla doluydu. Biz de hemen kendimize boş bir yer bulduk. Kemal’i köprüye girdikten sonra kaybettik. Yavaş gitmek bir yarışçıya göre değil sanırım… Molalardan sonra, manzaranın keyfine vara vara köprüde ilerledik. Nasıl da güzeldi. Ellerinde köprü bisiklete açılsın yazan pankartlar tutan insanlar vardı. Biz biraz ileri gittik, bakınız konu başlığı… Sola bakınca arabalardaki insanların tepkileri de ilginçti. Kimi sıkışıklıktan dolayı öfkeli, kimileri ise korna çalarak, fotoğraf çekip, el sallayarak bize destek veriyordu. Kızgın bakıp söylenenlere ohh bugün de sıra bizde der gibi bakıp destek verenlere de el sallayıp zil çaldık. Bir gün de bizim olsun canım! (Pelin)

Köprü çıkışı da ayrı bir eğlenceydi. OGS’den geçmek, OGS’nin alarmını duyup hiç tınmamak çok eğlenceliydi.. Geçen insanların çoğu ellerini bırakıp “höy löy löy” diye bağırarak OGS’den geçti.. KGS’den geçen daha az insan vardı . Köprü’den çıktıktan sonra Üsküdar çıkışında yine bekledik bir süre, ama kısa, sonra devam ettik. Yolların tamamen bisikletlilere ayrılmış olduğunu görmek harika bir şeydi. Oraları çok bilmiyorum ama Üsküdar sahil yolları çok güzeldi. Duraklardaki insanlar bizlere alkış tutuyor, hatta iki tane teyze evlerinden herkese el sallıyor ve bisikletliler de bunlara zilleriyle karşılık veriyorlardı (biz de dahiliz tabi buna:)). Tüylerimiz diken diken oldu gerçekten.
Yolda bir teyze Pelin’le muhabbet etmiş ama ben bilmiyorum onu, Pelin anlatır onu birazdan.. En sonunda Harem’e vardık -ki burası Bisikletliler Derneği’nin organizasyonunun finiş çizgisiydi- ve Pelin’le bir gölge bulup oturduk hemen. Burada bir 30 dakika dinlendikten sonra, oradaki çekiliş ve 100lerce bisikletli arkadaşı bırakıp, hem yemek yemek, hem de artık Beşiktaş’a geri dönebilmek için Kadıköy’e doğru pedalladık (Edip).

Üsküdar’da bize el sallayıp alkışlayanların olduğu yer Kuzguncuk’tu. Zaten çok güzel bir semttir, hem kendisi hem de insanlarıyla. Üsküdar girişinde su almak için durduğumuz marketteki teyze, “ne kadar güzel bir şey yapıyorsunuz, her gün bunu yapın, bol şanslar” deyip ayrıca temiz hava, çevre gibi birçok şeyden söz açtı. Ben de yorgunluk, susuzluk ve güneşin etkisiyle “evet evet, kesinlikle haklısınız, sağolun” gibi kısa yanıtlarla karşılık verdim. Sonrası zaten Harem’e dek gitmek ve orda dinlenmek kısmını Edip anlattı.
Kadıköy’de yemek yedikten sonra 13.45 vapuruyla karşıya geçtik. Püfür püfür vapurda bisikletlerimizin karşısında yanyana oturup denizi seyretmek ve günü konuşmak çok zevkliydi. Sonrası evimiz Beşiktaş… Ihlamur’un sıkışıklığı, kaybettiğimiz enerjiyi yerine getirmek için marketten sütlü tatlı stoğu ve ev yolu. Tabi ev yolunda Edip taksicilerle atıştı. Ama haklıydı. Sinyal vermeden yan yollara giriyorlar, bile göre dümdüz Edip’in üstüne sürüyorlar. Nerdeyse düşecekti birisi yüzünden, ben de arkadan görüp çok endişelendim. Tıntın hemen yetişip iyi misin diye sordum.

Eve vardığımızda yorgun, mutlu ama hepsinden fenası yanmıştık! Kol ve bacaklarımızda, hatta benim elimin üzerinde kesin ve kırmızı çizgiler var şu anda. Bir de bacaklarımızda hasarlar. Çok bisikletle yan yana, yavaş, dar yollardan gitmek bacaklara epey yara ve çizik kazandırıyormuş onu da öğrenmiş olduk. Son tahlilde harika bir gün ve harika bir turdu… (Pelin) İşte hasarlarımız:

Biraz uzun oldu ama kaç kere köprüden geçiyoruz.. Olsun bu sefer! (Edip)

Toplam mesafe 31.10 km
Toplam sürüş süresi 2:36:13
Ortalama Hız : 11.9 km/s 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/06/bogaz-koprusu-bisiklet-yolu-olsun/

Sarıyer Bir Ki, Sarıyer Yolcusu Kalmasın

Merhaba Sayın Seyirciler,

Bugün sizlere son turumuzdan bahsedeceğiz (Alkış). Ben Pelin yazıyorum, Edip de yanımda sufle veriyor. Şu anda Abbasağa Parkı’ndan size sesleniyoruz. Her yerde internetimiz var (ha ha ha haa)!

Bisikletlerimizle  24 Nisan günü sabah 9’u 15 geçe benim evden çıktık. İstikamet Sarıyer. Henüz Beşiktaş semalarındaydık ki, duraktaki amca bize “Azraille kontratınızı yaptınız mı?” tadında bir şeyler söyledi. Verdiği büyük moralle Ihlamur’u bitirdik ve sahil yoluna döküldük! Hava gayet güneşliymiş diyor Edip. Ben hatırlamıyorum.

Kuruçeşme’de ilk molamızı verdik ve marketten soda, su filan aldık, tabi enerji kaynağı muz da aldık. Parkta oturduk, Bebek turumuzda da bu parkta dinlenmiştik. Orda her zamanki gibi köpekler bulduk ve sevdik. Belki fotolarda vardır, bakalım göriciiz.

Sonra tekrar yola koyulduk. Birçok bisikletli gördük yollarda ama hiçbiri nerdeyse selam vermedi bize. Edip tilt oldu!

Bebek tarafı çok kalabalıktı, bir ton insan, söylene söylene geçtik orayı. Yeniköy taraflarında bir iskelede ikinci molamızı verdik. Orda bisikletlerimizin fotoğraflarını çektik demirlere dayayıp.

Sıcak epey susatıyordu şimdi anımsadım. Edip diyor ki sonra  Kireçburnu fırınına uğramışız ve bana bir sürü iğrenç çekirdekli tatlı kurabiyeler alıp hepsini de kendi yemiş hahahahaha.

Tam fırından ayrıldık, böyle kendimize sahilde afili yerler arıyoruz. Gözüme birden pasparlak masmavi bir şey çarptı. Ve Ediiip diye bağırmaya başladım!  O da ne sahilde İsmail Abi vardı. Nam-ı diğer Serkan Keskin. Meğersem Leyla ile Mecnun çekiliyormuş. Hemen yavaşlayıp oracıkta duruverdik. Bir de Ali Atay, Yavuz Hırsız filan hepsi orda. İsmail Abi Edip’e poz da verdi. Kısa bir süre çekimi izledik ve sonra aldıklarımızı yemek için kendimize daha sakin bir yer bulmaya gittik. Bu da böyle bir anımızdı…

Bu sırada yemek dışındaki ihtiyaçlarımızı da giderebilmek için önce Belediye’ye uğradık, Edip’in kıyağıyla içeri girdik ve oh rahatladık. Sonra Sarıyer Meydanı’nda gidiş yönündeki son molamızı verdik. Sakin bir yer ararken orda da bir dizi çekimine denk gelmeyelim mi? Amaan bizi mi takip ediyorsunuz kardeşim, demedik yememize baktık…

Bundan sonrasını Edip yazmakta.

Sonra da geri dönüş yoluna başladık. Yanlış hatırlamıyorsam Emirgan civarlarında iki bisikletli arkadaşa denk geldik ki Kuruçeşme’ye kadar sürekli bir takip halindeydik, kah onlar önde kah biz öndeyiz. Ama ben çok gaza gelmişim, iki tane ışık geçmişim, öyle dedi Pelin, utandım kendimden.

Dönerken az mola verdik galiba.. Bir molamızı Yeniköy Askerlik Şubesi’nin orda verdiğimizi hatırlıyorum, diğerini de yine Kuruçeşme Parkı’nda. Yine aynı yolları takip ederek Pelin’e vardık. Yorulduk, ama en çok yoran Pelin’in evinin çıkışındaki, muhtemelen 45° eğimli olan, yokuş oldu.

Toplam mesafe : 48.30 km
Toplam sürüş süresi : 3:24:54
Ortalama Hız : 14.1 km/s 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/05/sariyer-bir-ki-sariyer-yolcusu-kalmasin/

Yaz için tur planı: İstanbul-Ayvalık

Pelin’le yaz için Ege’ye doğru bir tur yapma kararı aldık ve çalışmalara başladık hemen..

İlk önce kabataslak bir rota çıkardık:

1. Gün:
İlk gün İstanbul’dan Bandırma’ya deniz otobüsü ile geçip, ilk günü hafif bir turla geçirmeyi düşündük. Bandırma’dan çıkıp Erdek’e, oradan da Ocaklar ve Narlı’ya gitmeyi planlıyoruz.

İlk günün rotasını değiştirmeye karar verdik. Vapurdan inip, Bandırma’ya çok da uzak olmayan Manyas Kuş Cenneti’ne gidip, oradan Edincik üzerinden Erdek’e gideceğiz..

Eee? Sonra ne olmus?

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2012/01/yaz-icin-tur-plani-istanbul-ayvalik/

Leyleği Yerde Gördük

Dün Beşiktaş’a doğru gitmeyi planlarken geç kaldığımız için Yeşilköy sahiline gitmeye karar verdik. Bisikletlerimize atlayıp yola çıktık. Her zaman kullandığımız yolu kullanıp sahil yoluna çıktık. Birkaç araba kullanmayı öğrenememiş insansı varlık atlattıktan sonra sahile inen merdivenlere geldik. Merdivenlerden inerken gördüğümüz kediyi sevmeye çalışırken yalnız olmadığını farkettik. Bir anda etrafımızda yaklaşık 8 tane kedi olduğunu gördük. Pelin gerçekten de hangisini seveceğini şaşırdı.

Burada 5-10 dakika geçirdikten sonra sahile indik ve böylesine güzel bir havada sahilde nasıl oturmayız diye düşünerek çimenlere attık kendimizi.  Burada da bisikletine ses sistemi düzmüş, çılgıncasına arabesk müzik dinleyen bir arkadaşı gözlemleyerek 15-20 dakika oturduk.



Daha sonra bisikletlerimize atlayıp dolaşmaya başladık, havanın bu kadar güzel olması da şansımızaydı. Dolaşırken bisiklet yolundaki insanlarla uğraşmak bile keyfimizi kaçırmadı. Hele ki gün batışı görülmeye değerdi.



Hava kararıp, soğumaya başladığında artık geri dönme vaktinin geldiğini anladık ve geri dönüş yoluna koyulduk. Geri dönerken yolda bir gariplik olduğunu farkettik ve bir leylek ile burun buruna geldik. Yaya yolunda öylece duruyor ve insanlar yanından yürüyerek geçiyorlardı, bizim dışımızda kimseye garip gelmemişti. Sanırım ilk ipucumuz buydu. Pelin yavaş yavaş yanına yaklaştı ama leylek pek yakın davranmadı, 1-2 tane fotoğraf çektikten sonra “hadi madem gidelim” dedik, tam bu sırada arkamızdan “gel, gel, gel kızım” diye bir ses geldi ve leylek de o sesi tanıyarak koşa koşa o sese gitti. Öğrendik ki meğerse leylek oranın leyleğiymiş, bir kaç hafta önce sakatlanmış ve oradan ayrılamıyormuş. Veterinere götürülmüş, bakımı yapılmış artık uçabiliyormuş fakat oradan ayrılmamış.

Oradaki beyefendi ve hanımefendilere iyi akşamlar dileyip oradan ayrıldık ve yaklaşık 30 dakika sonra evdeydik. Çok uzun bir tur olmadı ama çok keyifli bir tur oldu. Kalabalık olsa da Yeşilköy sahili güzel bir yer..

Toplam mesafe : 27.58 km
Toplam sürüş süresi : 1:52:32
Ortalama Hız : 14.7 km/s 

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2011/10/leylegi-yerde-gorduk/

Bebek Günlüğü

Yeni bir turla buralardayız! Bu turumuzda artık Boğaz’ın daha ileri kıyılarına gidelim dedik ve Bebek’e uzandık. Ben hemen bebek tişörtümü giydim. Edip saçlarını topladı. Düştük yola yine sabah erken sayılacak bir saatte. Çıkış yerimiz Bahçelievler…

Güzelce yol aldıktan sonra ilk molamızı Zeytinburnu’nda verdik. Yorulmuştuk tabi çimlere serildik. Bu sarışın arkadaş da oralarda uyukluyordu. Nasıl da keyfi yerinde, dünya yansa umurunda değil. Onu biraz rahatsız edip sevdik… Tamam itiraf ediyorum, epey sevdik…

Sonra yolumuz uzun dedik ve harekete geçtik. İkinci durağımız klasik mola yerlerimizden olan Yenikapı İskelesi oldu. Orada da kedi arkadaşlarımız var bizi bekleyen. Ela gözlü, beyaz tenli ve siyah saçlı güzel kediyle oynadık ve sonra bisikletlerimizi ve bıdığı fotoğrafladık. Bir de oranın kantini mi denir artık çay bahçesi mi, illa orda oturur bir şeyler içeriz. Kimi zaman çay, bazen soda, illa ki su. Sıvı ihtiyacımızı da giderdik. İskelenin girişinde, içeride tuvalet de var ve genellikle iyi durumda oluyor, tavsiye ederim.

Sonra ver elini Karaköy, Fındıklı, Beşiktaş… Ha gayret Kuruçeşme’ye az kaldı. Boğaz yolu epey keyifliymiş. Trafik kimi zaman sorun olabiliyor. Kabataş’ta arkamda koskoca bir otobüsün olduğunu ve yol çok dar olduğu için gitmemi bekleyerek yavaş yavaş sürdüğünü farkettiğim o an hem çok korktum hem de mutlu oldum. Çünkü adam korna bile çalmadan yavaş giderek benim ilerlememi bekliyordu.

Aslında kara listemize ek olarak bir de beyaz liste yazıp bu sürücüleri de afişe edebiliriz.

Neyse artık bir klasik olan mola yerlerimizden bir diğeri Kuruçeşme Parkı’na geldik. Birkaç deniz manzarası çektik. Deniz havasını da ciğerlere doldurduk. Çantaları da yastık yapıp çimlere uzandık mı bizden mutlusu yok valla… Hava da çok parlak ve açıktı, ağaçların arasından öyle güzeldi ki gökyüzü. Ama yola koyulmak lazım. Yol bisikletliyi çağırır.

Bebek’e kadar gittik. Oralar çok kalabalık. Hem trafik hem her yerde yayalar. Bebek’ten dönmeye karar verdik. Beşiktaş’ta caminin yanındaki çay bahçesinde sodaları diktikten sonra Bahçelievlere’e doğru yola koyulduk…

Toplam mesafe : 56.20 km
Toplam sürüş süresi : N/A
Ortalama Hız : N/A

Bu yazının kalıcı bağlantısı https://kirlibisikletler.com/2011/10/bebek-gunlugu/