Eyl 25

Daha hızlı virajlar

tumblr_lwpmgttqz41qimhiho1_500

Virajlara yaklaşımınızı geliştirerek, hız ve hatta deri kaybetmeyi engelleyebilirsiniz…

—-

—-

Virajınızı Tanıyın!
Planlama, virajlarda güvenlik ve hız için anahtardır, bu yüzden aklınızı kullanın! Bütün dikkatinizi virajın çıkış noktasına verin. Eğer çıkış noktasını göremiyorsanız temkin konusunda çalışın: beklenmedik bir şekilde darlaşan virajlara hızlı girmek sorunlara “merhaba” demektir. Ayrıca trafiğe açık yollarda karşıdan neyin geleceğini bilemezsiniz.

rsz_cow_chasing_cyclist—-

—-

Hızınızı Ayarlayın!
Virajın gidişatını anladığınız anda hızınızı viraja göre ayarlayın. Frenlerinizi kullanmak için dönme anını beklemeyin. Dönme anındaki frenlemenin tekerleklerinizi kilitleme ihtimali olduğunu unutmayın. Kilitlemese bile daha çok hız kaybedecek ve çıkışta tekrar hızlanmak çok daha zor olacaktır. Eğer fren kullanmanız gerektiğini düşünüyorsanız bunu önceden yapın.

—-

—-
Gözlerinizi Çıkışa Dikin
Virajın içindeyken gözlerinizi çıkış noktasına dikin. Bu, gidonu hangi yöne kırmanız gerektiğini doğal bir şekilde dengeleyecektir. Ani ve düzensiz hamlelerden kaçının. Eğer bir grup içindeyseniz, durum elverdiğince yarış çizgisinde kalmaya çalışın. Virajın orta noktasından (apex) geçtikten sonra dönüşü geniş yapın. Trafiğe açık yollarda kesinlikle şerit çizgilerini geçmeyin. Kör virajlar ve tek şeritli yollar gibi ilerisinde ne olduğunu bilmediğiniz yollar için dikkat/panik çalışmaları yapın.

—-

—-
Duruşunuzu Düzeltin!
Virajlarda duruşunuzu ayarlamanız daha rahat ve hızlı bir dönüş yapmanızı sağlayacaktır. Dönerken sadece vücudunuzu yatırmak yerine, bisikletle beraber yatmaya çalışın. Bu şekilde dönüş yarıçapınız düşecek ve virajdan daha güvenli ve hızlı çıkabileceksiniz.Ayrıca dönüş yönünün ters tarafındaki bacağın düz ve gergin olması (bunu sağlamak için topuğun olabilecek en alt pozisyona indirilmesi yarar sağlar) kontrolü arttıracaktır.

rsz_leaning Bike_Steering

Kaynak: Cycling Plus, Ağustos 2014
Çeviri ve eklemer: Edip Dinçer

Eyl 24

Doğru bisiklet ayakkabısını seçmek

wire_vent_yel_pss

Doğruyu söyleyin;

İlk olarak kendinize dürüst olmalısınız. Yeni bisiklet ayakkabılarınızı nasıl bir sürüş tarzı için kullanacağınız konusunda dürüst olmalısınız. Eğer çoğunlukla her hava koşulunda, tüm yıl boyunca, trafik içinde bolca dur-kalk yaparak bisiklet sürüyorsanız; 500TL’lik, süper hafif, karbon tabanlı, çılgın havalandırmalı bir yarış ayakkabısına ihtiyacınız yok. Ayaklarınız üşüyecek, ıslanacak; ayakkabılar ilk sürüş sonrası mahvolacak ve sonra da işyeri merdivenlerinde düşmenize neden olacak.

Pedallarınızla eşleştirin;

Pedal seçimi de önemlidir. Birçok yarış ayakkabısı 3 vidalı sisteme ve tek taraflı pedala uygundur. Bu ayakkabılar trafikle pek de iyi anlaşamayabilirler. Şehir içi kullanımlar için çift taraflı pedal ve yürüyüşü kolaylaştırması için gömülü kalleri olan bir ayakkabı rahat etmenizi sağlayacaktır. Eğer ağır tur ayakkabıları performans konusunda içinize kurt düşürüyorsa, dağ bisikleti ayakkabıları veya kros yarışı ayakkabılarını düşünebilirsiniz. Bunlar da ortalama bir yarış ayakkabısı kadar hafif olacaktır.

 

Ayakkabı Tipi Uygun Kal Tipi Uygun Pedal Tipi
1-1 1-2 1-3
2-1 2-2 2-3
3-1 3-2 3-3

Şeklinizi belirleyin;

Bisiklette ayak problemleri genellikle ayakkabı şeklinin ayağa uymaması nedeniyle gerçekleşir. Yanlış bir seçim yapmamak için, çıplak ayakla beyaz bir kağıdın üzerine basarken ayağınızın çevresini çizin ve ayakkabı almaya gittiğinizde alacağınız ayakkabının tabanlığının ayağınızın şekline benzemesine özen gösterin. Ayakkabıları denerken, ayakkabının çok sıkı olmadığından emin olmak için ayağa kalkın ve ayağınızın ön kısmı ile tabana baskı uygulayın.

Ağrıya gerek yok;

Ayakkabıdan ayrı alınan tabanlıklar, ayağınızın daha çok rahat etmesini sağlayabilir. Bu tabanlıklar, ayak tabanınıza hem daha çok destek sağlayacak hem de pedala basarken topuğu daha iyi kavrayacaklardır. Ayak hatta diz problemlerinin önüne geçmek için yapılabilecek en iyi şey; ayak taramaları ve dinamik pedala basma analizleri yapabilecek bir ayak hastalıkları uzmanına gidip size özel bir tabanlık önerisi almak olacaktır.

 

Kaynak: Cycling Plus, Mart 2014 (Sayı:285) , Sayfa: 137
Çeviri ve eklemeler: Edip Dinçer

Nis 30

Kaza geliyorum demedi

İlk ciddi kazamı da yapmış bulunuyorum.

Tarih 23 Nisan 2014. Kadrom yeni. Asker dönüşü kendime hediye olarak bir tane Scott CR1 SL kadro aldım onunla çıkıyorum, ilk ciddi tırmanışımı yapacağım bugün. Sabah çıktım evden D100 üzerinden Eminönü – Tophane’ye vardım. Pelin’imi bir gördüm. Orada moral depolayıp çıktım.  Sahilden basa basa gidiyorum Sarıyer’e doğru. Erken bir saat bir de, yollar boş, hiç sorun yaşamadan gidiyorum. Hatta ne zamandır grup sürüşü yapmak istiyordum, yolda gördüğüm her yol bisikletlinin arkasına takıldım çaktırmadan, oooh onlar farkında değil ama beni çektiler Sarıyer’e kadar hep. Sağolun tanımadığım Cannondale Evo’lu arkadaş ve Trek Madone’li arkadaş .

Sarıyer’e vardım Hacıosman yokuşuna vurdum kendimi, hala çok mutluyum, hava güzel, Pelin’imi görmüşüm, bisiklete biniyorum. Hacıosman’ı ite kaka çıktım. 100metre pedallayıp 10 saniye kenarda dinleniyorum :). Unutmuşum tırmanmayı. Bitirdim Hacıosman’ı, Bahçeköy yoluna girdim. Orası da bitmek bilmedi. Neyse ki bir süre sonra bitti ve Alatin Bisiklet’e vardım. Sami’yle konuşurken “Baltalı İlah“la tanıştım burada. Konuşma şu şekilde geçti;

Baltalı İlah: Bahçelievler’den mi geliyorsun?
Edip: Evet abi, yoruldum ama.
B.İ.: Çok da uzak değil yani.
E: Değil de işte Hacıosman’ı tırmandım, o yordu biraz.
B.İ.: Biraz kilo var gibi sende de..

“Sen de yaşlısın” diye bağırıp ağlayarak odama kaçmak istedim ama “ayıp olur şimdi” dedim, yapmadım.. Trek’te 5-10 dakika durup çok soğumadan tekrar yola çıktım, Maslak üzerinden Beşiktaş’a inip sahile vurdum kendimi ve Bakırköy’e kadar geldim ve ne olduysa bundan sonra oldu (korku filmi müziği çalmaya başlar).

Bakırköy – Dikilitaş’ta bir benzinci var, anayol üzerinde. 2 gidiş – 2 geliş, toplam 4 şerit + refüjlü bir yol. Bildiğin ana cadde yani. Zaten yorulmuşum, hızlıca eve gitmek istiyorum. Bahsettiğim benzinliği geçtim, orada bir otobüs durağı var. Durakta bir otobüs bekliyor, solundan yavaş yavaş geçeyim dedim. Döndüm arkamı baktım, 1 tane bile araç yok, iyi dedim, tam pedala bastım, kafamı otobüsün arkasından çıkardım önde bir şey var mı diye derken “HOOOP!” diye bir ses geldi ve yemek dağıtan kuryelerden bir tanesi motosikletiyle bana tam karşıdan çarptı. Ne olduğunu bile anlamadım, 1 saniye önce otobüsün arkasındaydım, 1 saniye sonra kendimi yerde buldum. Yerdeyken durup vücudumu dinledim, bir sorun yok dedim ve hemen bisikletimi alıp yolun kenarına kaçtım. Bir yandan da adama bağırmaya başladım “Ters yönde ne işin var”,  “Gerizekalı mısın?”, ve daha şu anda aklıma gelmeyen bir sürü şey.. Etraftan, sağolsunlar, 1-2 kişi gelip durumumu sordular, iyi olduğumu söyledim, biraz durup gittiler. Ama benim aklım bisiklette. Sürekli orasını burasını kontrol ediyorum. Ön lastiğim zaten yarıldı, jant yamuldu ama kadroda bir şey olmasın istiyorum. Ama tabi ki var, maşa ilk önce çatlak zannettim ama sadece vernik sıyrılması olduğunu anlayınca rahatladım. Kurye binlerce kez özür dilediği için biraz daha sakinledim ve çocuğu yolladım ama bana hala inatla “Abi evine bırakayım seni motorla” deyip durdu. “Lan olm, nasıl yapacaksın, bisiklet nolacak?” “Abi onu elinde tutarsın yavaş yavaş gideriz”, “He” dedim “Paşam, bir kaza yaptığın yetmiyor, ikincisine de orta aç”. Neyse gitti çocuk. Giderken de dedim “Bir daha ters yöne girme” diye.

Tek hasar jant ve lastikte. Sanıyorken Cumartesi günü non-drive tarafta seat stay’de yine bir hasar gördüm, “bu neymiş la” derken çatlak olduğunu anladım. Yepisyeni kadrom daha 2 ay kullanamadan heder oldu. İçim acıdı. Hala yastayım. Hele ki eve 1,5km kala kaza yapmış olmanın verdiği sinir bozulması.. Pöfff…

Son 1 haftadır Türkiye, İsviçre, İngiltere üçgeninde geçen mailleşme trafiğinden bir sonuç çıkmayacak gibi, sonuçta kaza olduğu için garanti işi yalan ama belki bir şeyler yapabilirler diye yine de darlıyorum Scott’ı her yönden .

Şu güne kadar sadece 2 kazam var(dı), ikisi de ıslak zeminde kayıp düşmem yüzünden. Dikkatli kullanırım bisikleti gayet. Yani demem odur ki, ne kadar dikkatli olsanız da karşı taraf andaval ise ucu yine size dokunuyor.

Toplam Mesafe : 78.11 km
Toplam Sürüş Süresi 02:55:09
Ortalama Hız : 26.80 km/s
Toplam Tırmanış : 962 m.
Ortalama Sıcaklık 24° 

Şub 13

Kim demiş bisiklet sürerken müzik dinlenmez diye?

Evet, askerden döndüm ve direk bir ekipman incelemesi yapmaya karar verdim. Aslında çok da inceleme denilemez, kullanıcı yorumu daha doğru olacaktır.

Ben müzik dinlemeyi çok seven biriyim. Bu yüzden yalnız olduğum her anda müzik dinlemek isterim. Bisiklet sürerken de Pelin olmadığı zamanlar yalnız sürüyorum ve sürekli müzik dinliyorum. Eskiden normal bir kulaklığın sadece sağ tarafını takarak müzik dinliyordum. Trafik hep solumdan aktığı için böylesi daha güvenli geliyordu. Ama sonuçta sağınızda olan şeyleri duymuyorsunuz ve hep tek tarafta kulaklık olduğu için biraz dengesizlik olabiliyor.

Askere gitmeden önce bu konu için bir çözüm bulmuştum ama uygulamaya koyamadım çünkü pek zamanım kalmamıştı. Döner dönmez hemen çözüm siparişimi verdim. Çözüm, AfterShokz kulaklık . Kulaklıklar geçen gün elime ulaştı. İşte kutusu ve kutudan çıkanlar:

img_4823  img_4825

Kutudan; kulaklıklar, USB şarj cihazı, kulaklık çantası, kullanma kılavuzu ve garanti kartı çıkıyor.

Bu kulaklıklar geleneksel kulaklar gibi sesi doğrudan kulak kanalınıza vermiyor. “Kemik İletimli” kulaklık olarak geçiyor. Bu ne demek? Cihazdan gelen sesi üzerindeki bir aparat ile titreşime çeviriyor ve kulağınızın yakınındaki kemik üzerine koyduğunuzda hem cihazdan gelen sesi duyabiliyorsunuz, hem de kulak kanalınız kapalı olmadığı için dışarıdaki sesleri duyabiliyorsunuz. Kemiklerinize titreşimi veren kulaklık başları şunlar;

img_4830

Ve sesi titreşime çeviren aparatın da şu olduğunu düşünüyorum :

img_4831

Bu aparatın üzerinde ses açma/kapama düğmeleri ve bir “durdur” düğmesi bulunuyor. Durdur düğmesine basınca kulaklık çalışmaya başlıyor veya kapanıyor. Çalışırken aparatın üzerindeki şu mavi ışık yanıyor:

img_4832

Kulaklık USB üzerinden şarj oluyor. Şarjın tamamen dolması 2-3 saati buluyor ve 15 saat boyunca kesintisiz müzik dinlenebiliyor. Bu da şarj aleti:

Şarj Aleti

Şimdi gelelim benim deneyimime. Kulaklıklar çok garip . Aslında öncesinde okuduğum yorumlarda daha net bir ses duyacağımı sanıyordum ama ancak “gayet yeterli” seviyesinde bir ses geliyor . Eğer bir “Audiophile” değilseniz işinizi rahatlıkla görecektir. Sonuçta böyle değişik bir teknolojiden Sennheiser IE8 performansı beklemek yanlış olur . Basları ve tizleri “gayet yeterli” seviyesinde tabi bu dinlediğiniz kaydın kalitesi ile de biraz alakalı. Daha kaliteli kaydedilmiş müziklerde daha düzgün ses alabiliyorsunuz. Equalizer ile biraz oynayınca da ses düzgünleşebiliyor .

Yoldaki deneyimlerimde gayet başarılı sonuçlar verdi. Hem müziği net bir şekilde duyup hem de trafiğin sesini rahatlıkla duyabiliyorum. Hatta kaldırımda konuşan insanları bile duyabiliyorum. Sesi çok açmama bile gerek kalmıyor. Hatta sesi çok açarsam dışarıdaki sesi duyma seviyem azalıyor. Bu yüzden ortalama bir seviyede dinlemek benim için yeterli oldu.

Sonuç olarak bu kulaklıkta amaç muhteşem ses elde etmektense dışarıyı duymak olduğundan , işini, belirtildiği gibi, hakkıyla yapabiliyor. Yalnız şunu da belirtmek lazım, dışarıya da biraz(!) ses veriyor. Ama yolda giderken bunun çok önemli olmadığını düşünüyorum. Günlük kullanıma çok uygun bir kulaklık değil. Ama spor yaparken, ki bu benim için bisiklet ve koşu, kesinlikle işe çok yarayan bir kulaklık. Böyle bir şeyi arayan insanlara rahatlıkla önerebilirim. Amazon’da şu anda çok uygun fiyata bulunabiliyor. Hatta mikrofonlu versiyonu da var, böylece yolda giderken telefonla dahi görüşebiliyorsunuz .

Kulaklık  img_4829

Tem 15

Ulaşıyorum!

Uzun süredir bir şeyler yazmıyorduk. Çünkü Pelin’in bisikletini sattık ve Pelin’le bir türlü çıkamadık ödünç/kiralık bisikletle bir yerlere.

Ama ben elimden geldiğince devam ediyorum bisiklete binmeye. Pelin’e bisiklet aldığımızda hamlamamış olayım diye .

Haftada 2 gün işe bisikletle gidiyorum, haftasonları da uzun tura çıkmaya çalışıyorum.

Bu yazıda işe gitme maceralarımı anlatmak istiyorum. Genelde 2-3 farklı yol deniyorum.

1) Tamamen sahilden. Ev – Bakırköy – Veliefendi önünden sahil yolu – Yenikapı – Sarayburnu – Karaköy – Beşiktaş – Sarıyer.

2) Kısmen E5 kısmen sahil. Ev – İncirli – Merter – Cevizlibağ – Topkapı – Aksaray – Unkapanı – Karaköy – Beşiktaş – Sarıyer

3) Tamamen E5 ve iç yollar. Ev – İncirli – Merter – Cevizlibağ – Topkapı – Aksaray – Unkapanı – Taksim – Şişli – Zincirlikuyu – Maslak – Sarıyer.

Bunların arasından en çok 1. yolu tercih ediyorum çünkü hem daha hızlı gidebiliyorum hem de deniz kenarından gitmek pek keyifli. 2. yolu genelde çıkmak için geç kalmışsam kullanıyorum, bana 8km kazandırıyor. 3. yolu da kendimi zorlamak istediğimde kullanıyorum, Cevizlibağ, Taksim ve Maslak tırmanışları gayet güzel efor harcatıyor.

Zaman olarak en kısası 2. yol, 1. ve 3. yolu kullandığımda genelde aynı süreleri harcıyorum.

Zorluk açısından da 1. yol her açıdan en kolayı. 2. yol orta derecede, 3. yol ise en zoru. En zoru olması sadece rampalardan değil trafikten de kaynaklı. Mesela son gidişimde Esentepe civarında bir şoför, otobüsü bilerek ve isteyerek üzerime sürdü. Hemen plakasını alıp İETT’ye şikayet ettim ve bana şu cevabı verdiler;

[important]Sayın Edip Dincer,
Kurumumuz adına ilgili başvurunuz için teşekkür ederiz. İlgili başvurunuz incelenmiş olup trafik kurallarını ihlal ettiğini, tehlikeli araç kullandığını sizin ve diğer yolcularımızın da can güvenliğini tehlikeye attığını belirttiğiniz ilgili taşımacı sözlü olarak ikaz edilmiş, bu ve benzeri şikayetin tekrarı halinde ise hakkında tahkikat başlatılacağı taşımacıya beyan edilmiştir. Bilgilerinize rica ederiz. [/important]

Bunun dışında işe gittikten sonra çektiklerim var . İşte bir takım kıyafetim ve ayakkabım var. Bu yüzden tayt ve formamla gidip üzerimi orada değiştiriyorum. Sabah herkesten erken gittiğim için sorun yok ama akşam çıkarken çok dalga geçiliyorum tayt yüzünden . İlk başta biraz alındım ama sonrasında ben de kendimle dalga geçmeye başladım, artık beni gören iş arkadaşlarım bana sadece “Ooo Edip yine mi Ferrari’yle geldin. Hadi iyi yolculuklar dikkat et kendine yolda” diyorlar .

Normalde işe gitmek için servise binmem ve inmem arasında geçen süre 1 saat – 1 saat 10 dakika. Bisikletle gittiğimde ise 1 saat 20 dakika . Yani çok bir farkı yok. O yüzden pek keyifli oluyor. Hatta kullandığım 1. rotayı da paylaşayım.

Bu yolda gidiş çok rahat. Sabahın köründe çıkıyorum zaten. Yollar bomboş. Tek sıkıntı yoldaki su birikintileri. Büyükşehir Belediyesi yoldaki çimenleri haliyle gece ve sabahın erken saatlerinde suluyor. Bu yüzden yerlerde çok su birikintileri oluyor. Bir de bu aralar Yenikapı’da yine(!) bir inşaat çalışması var her sabah oraya deli gibi su sıkıyorlar. Oradan geçtiğimde de haliyle her tarafım çamur oluyor. Olsun alıştım .

İşte bu da benim bisikletle işe gidiş maceram .

Haz 03

Diren Gezi Parkı’m

Bisikletli çimeni, ağacı, her türlü canlıyı, kediyi, köpeği, kuşu, çiçeği, insanı, her şeyiyle doğayı sever. Bisikletli parkını korur!

Diren Gezi Parkı, diren İstanbul, biz de seninle direniyoruz!

Yanındayız, insanlarla omuz omuzayız.

Kentimiz, yeşilimiz, haklarımız, hayatımız için, doğa için,

Gazlı değil, tertemiz hava için,

Alışveriş merkezi, kışla, beton, yıkım, düzenleme, her türlü müdahale, dikta ve kısıtlamaların tam karşısındayız!

 

Bu artık 3-5 ağacın kavgası değil.

Bilmem ne olurken neredeydiniz demeyin.

Bu artık Gezi Parkı’nın direnişidir.

Bu artık 3. Köprüye karşı bir direniştir.

Bu artık adaletsiz Kentsel Dönüşüme karşı bir direniştir.

Bu artık diktaya karşı bir direniştir.

Bu artık “Ben yaptım, olacak!” zihniyetine karşı bir direniştir.

Bu artık insanları dinine, diline, ırkına göre bölmeye karşı bir direniştir.

Bu artık “Biz” “Siz” ayrımına karşı bir direniştir.

Bu artık Türkiye’yi parselleyip satmaya karşı bir direniştir.

Bu artık ormanların satışına karşı bir direniştir.

Bu artık Polis Devletine karşı bir direniştir.

Bu artık sansüre karşı bir direniştir.

Bu artık bir direniş değil bir DİRİLİŞTİR!

Diren Gezi Parkı, Diren Türkiye!

May 24

Yalan Yanlış Bilgiler

Merhabaaaa,

Bugün, sağdan soldan duyduğum yalan yanlış bilgilerin üzerinden geçerek bir kaç yalan yanlış bilgi de ben vereyim istedim. Bir nevi Mythbusters havasında yapmak istiyorum bu işi .

“Asfalt zeminde dişli lastik yağmurda ve yol tutuşunda daha güvenlidir.”

Hadi oradan! Dişli lastik dediğin arazi lastiğidir. Dişli bir lastikle viraja girmek slick bir lastiğe göre daha tehlikelidir. Dişler yüzünden yolla temas asfalt lastiğine göre daha azdır.

Hele ki yağmurda asfalt lastiğinden daha çok kayar. Çünkü suyu dışarıya tahliye etmesi gerek kanallardan ziyade toprağa veya çamura daha iyi yapışmasını sağlayan dişler vardır. Hatta bu dişler suyu içeride tutar ve kaymayı arttırır. Halbuki asfalt lastiklerinin üzerlerinde su tahliye kanalları olur ve yağmur yağdığında su bu kanallardan dışarıya atıldığı için çok daha güvenli bir sürüş sağlar.

“Geniş sele rahatlık demektir.”

Koltuklar için geçerli olabilecek bir şey (ki koltuk bile biraz geniş olduğunda “acaba uzanmaya mı çalışsam, yoksa efendi gibi otursam mı” diye rahatsız olabiliyorum) ama bisiklet üzerinde selenin geniş olması pek de rahatlık sağlayacak bir şey değil. Selenin rahatlığı tamamen kullanıcının anatomik yapısına uygunluğu ile alakalı. Tamam, Brooks seleler hem geniş hem de rahat ama onların rahat olmasının nedeni farklı. Bu seleler deri oldukları için belli bir yerden sonra kullanıcının popo şeklini alırlar ve gerçek anlamıyla kişiye özel seleler olurlar.

Kullanıcının anatomik özelliği ile sele arasındaki ilişki de şu şekilde oluyor. İlk önce Oturga Kemikleri denen kemiklerin arasındaki mesafe ölçülür ve buna 2cm eklenerek sele genişliği bulunur. Sele şu şekilde olmalıdır;

Dar veya geniş olması bu kemiklerdeki desteği azalatacağından uzun mesafelerde çok çılgın ağrılara sebep olabilir. Ayrıca şunu belirtmekte fayda var ki, her yeni seleye alışma süreci vardır. Sele veya yeni bisiklet alıp 2 gün kullanıp “Sele rahatsız ediyor, hemen değiştirmeliyim” dememek, biraz sabredip alışmaya çalışmak lazım.

“Seleye oturmak kısırlığa neden oluyormuş”

Eğer anatomiye uygun sele seçilirse böyle bir şey olmasına imkan yok. Eğer anatomiye uygun sele seçilmezse böyle bir durum olması için muhtemelen 1 yıl geçmesi gerekiyor. Sele nedeniyle oluşan hissizlik (Erectile Dysfunction, yani ER) kendini çok belli eden bir sorun. Eğer bisikletten inip 1 gün boyunca hissizlik veya uyuşma yaşanıyor ve buna rağmen bir şey yapılmıyorsa ne diyeyim ben daha…

“Lastikler çok ince, beni taşımazlar, sürekli patlarlar.”

Öhöm.. Merhabalar, ben Edip. 101 kiloyum. 700 * 23’lük dış lastik kullanıyorum . Şu güne kadar lastiğim iki kere patladı. O da benim ağırlığımdan değil. Bir tanesinde sevgili İBB çalışmalarından arta kalan bir tel lastiğe girdi, bir tanesinde de 35 km/s hızla giderken bir çukura girip “yılan ıssırığı” diye tabir edilen patlak meydana geldi. Dağ bisikletimde lastiğin patlama sayısının haddi hesabı yok (Rubena Scylla’lar ile tabii ki). Doğru basınç aralığında kullanılan düzgün lastikler patlamaz.. Raat ol sen..

“Amortisör Türkiye yollarında kesinlikle gereklidir. Amortisör olmazsa bisiklet bile kırılabilir.”

Artık hiç bir şey demiyorum. Neden? Çünkü daha önce dedim. Aha da burada.

 “Yolda ters şeritte sürmek daha güvenlidir”

Kesinlikle! Zaten bütün bisikletliler ve Trafik Kanunu bu konuyu yanlış biliyor. Trafiğin sağından gidilir mi hiç? Halbuki aksine ters yönden gitmek lazım ki üstüne gelen sürücüler seni görünce şaşırsın, panik olsun, sağa sola hatta direk sana çarpsınlar.. Hızlı yaşa, genç öl!

“Zaten çok uzun süre bisiklete binmiyorum, kask takmama gerek yok”

Hiç gitmedin mesela. Olduğun yerde duruyorsun. Dengeni kaybedip yana doğru düşüp kafanı kaldırıma çarptın. N’oldu? Hoşgeldin beyin hasarı.. Kask takmak bu kadar büyütülecek bir şey değil. İlk önce eşeği sağlam kazığa bağlamak sonra allaha emanet etmek lazım (Kafaya da eşek demiş oldum ama).

Şimdilik aklıma bunlar geldi. Azıcık da ben yalan yanlış bilgiler verdim, rahatladım ..