«

»

Eki 08 2012

Kadırga Koyu – Küçükkuyu (Assos Turu 3. Gün)

Ve artık son gün.. Yine kargalar kahvaltılarını etmeden uyandık. Eşyalarımızı topladık. Kaldığımız yerin bize hazırladığı sandviçleri ve ikram ettikleri vişne sularımızı içtik. Bisikletlerimizi yüklendik. Güneş doğarken saat 6.30’da yola çıktık.

Kaldığımız yer zaten pek ufakça bir yer olduğu için etrafta kimse yoktu. Sadece kaldığımız yerin sahibi otelin önünü suluyordu. Ona selam verip yolumuza başladık. Bir önceki gece yolun daha sakin olduğunu öğrendiğimiz güzergahı kullanarak gitme kararı almıştık zaten. Bu yola çıktık ve kesinlikle geliş yolundan çok daha rahat bir yol olduğunu hemen anladık. Sitelerin arasından ilerlerken ilk ufak rampanın sonunda bir viyaklama sesi ile irkildik. Noluyo demeye kalmadan yan tarafımızdan tekir bir ufaklık önümüze atladı.

Bir süre onu sevdik ama çok bağırıyordu, sanırım validesini kaybetmiş. Giderken bile arkamızdan acı acı bağırarak bir süre peşimizden geldi fakat yapacak bir şeyimiz olmadığı için suratlarımızı asıp ayrıldık onun yanından. Deniz kenarından gitmek çok güzel bir şey çünkü her an önünüze muhteşem bir manzara çıkabiliyor ve çıktı da, hem de birçok kez. Durup durup fotoğraf çektik.

Gelirken 1 saatte geldiğimiz yolu yaklaşık 35 dakikada alınca ikimiz de bayağı şaşırdık. Daha şimdiden Assos yol ayrımına gelmiştik. Bundan sonrası zaten bildiğimiz yol.

Buraya gelirken denize girmek için beğendiğimiz bir yerde durduk, bisikletlerimizi görebileceğimiz uzaklıktaki bir elektrik direğine 2 tane kilit ile bağladık, havlularımızı aldık, attık kendimizi sahile. O da ne, bir tane kahverengi-beyaz bir fıstık bize bakıyor ama nasıl korkak. Yavaş yavaş yaklaştı Pelin kendisine, kaçar gibi oldu ama işte hayvan anlıyor kimden zarar gelip kimden zarar gelmeyeceğini. Baktı Pelin bir şey yapmıyor, hemen atladı ayaklarına sevdiriyor kendini. Çok kavga etmiş, çok dikenli yerlere girmiş, her tarafı yara ve diken doluydu. Pelin hemen suya çağırdı ufaklığı, üstündeki dikenleri temizledi, azıcık yıkadı, mis gibi yaptı çocuğu. Sudan çıkıp bir silkelenip, gelip ikimize de kafa atıp (teşekkür olduğunu düşünüyorum) uzaklaştı yanımızdan. Biz de hemen suya atladık, çimdik. Yattık, yuvarlandık.

Azıcık dinlendikten sonra tekrar yola çıktık, zaten Küçükkuyu’ya pek yakınız. Varmadan bir çeşmede durup bandanalarımızı da ıslattık. Saat 9.30du, Küçükkuyu Otogarı’na vardık. Saat 14.00 için biletimizi aldık ve çok acıkmış olduğumuzun farkına vardık. Hemen şehir merkezine doğru gittik, ilk bulduğumuz çay bahçesine oturduk ve “açız hancı! bize şarap, atlarımıza et getir” dedik. Süper dolu bir tabak geldi, mım mım yedik yemeklerimizi. Kahvaltımızı yaklaşık 6 kediyle paylaşmamıza rağmen deli gibi doyduk ve azıcık bir hesap verdik, iyice keyiflendik =). Ordan çıkıp denize girmek için bir yer bulmaya çalıştık. Bir kampingin kumsalını ve imkanlarını kullanarak saat 13.30 ‘a kadar keyif yaptık. Denize girdik, soğuk bir şeyler içtik, kamping sakinleriyle muhabbet ettik, oranın cevval köpeğiyle boğuştuk. Saatlerimiz 13.30’u gösterirken hazırlanıp otogara doğru yola çıktık. Küçükkuyu’nun içi de pek güzelmiş, az katlı ve beyaz evler, dar sokaklar. Tam bir sahil kasabası. Otogara vardık, dondurmalarımızı yedik ve 14.10’da otobüsümüze sorunsuz bir şekilde bindik.

8’de İstanbul’da olursunuz diyen bilet satıcısının aksine saat 21.30’da İstanbul Otogarı’na indik. İkimiz de bayağı yorgunduk. Metroya binmek için giderken yaşlıca bir amca yanımıza gelip, “Hello, may i help you?” dedi, dedik yok dayı biz türküz. Amca da türk olmadığını belli eden aksanıyla “Aa gerçekten mi? Nereden geliyorsunuz? Ne tarafa gidiyorsunuz?” diye sorulara boğdu. Kısaca anlattık yaptığımız şeyi, “Ne güzel şeyler yapıyorsunuz böyle, çok takdir ediyorum sizin gibi çocukları. Ben de gençliğimde yapardım böyle şeyler” diyip bizi onurlandırdıktan sonra yanımızdan ayrıldı. Biz de metroya girdik. Tam bisikletler için ikinci akbili basacakken güvenlik görevlisi “Abi zaten çok yorgun görünüyorsunuz, çok uzun yoldan gelmişsiniz (Güvenlik görevlisi arkadaşla da kısaca konuşmuştuk). Basma, boşver geç, nolucak” dedi. Takdir edilmek çok güzel bir duygu gerçekten.

Garip bakışlar arasında metro yolculuğumuzu da tamamlayıp saat tam 22:23’te eve girdik ve yolculuğumuz çok güzel anılar, dinlenmenin, yorulmanın ve istediğimiz yerlere ulaşmanın verdiği mutlulukla sona ermiş oldu.

 

 

Toplam Mesafe 32.88km
Toplam Sürüş Süresi 02:17:21
Ortalama Hız 14.40 km/s
Toplam Tırmanış 349m.
Ortalama Sıcaklık 31° (26°-41°)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.