«

»

Eyl 12 2012

Balıkesir – Akçay (Assos Turu 1. Gün)

ORMANDA ATEŞ YAKMAYIN, DOĞA SEVENLERİ AĞLATMAYIN,

Demiş Balıkesir Kaymakamlığı…  Evet ilk şehir dışı turumuz Balıkesir’den başlayıp Çanakkale’de son buldu. Gözümüzü karartıp bir delilik yapıp neredeyse plansız, programsız ve Ağustos başında,  birkaç kilometrelik bir bisiklet turuna çıktık Edip’le. Biz de böyle tatilleri seviyoruz…

İlk olarak biraz tur öncesinden bahsetmek istiyorum. Epeydir, uzun tur hayal ve planları kurduğumuzdan çok fazla eksiğimiz yoktu. Ama yeterli plan yapamadığımızdan ve izinlerimiz başlar başlamaz yola çıkamayacağımızdan, bisikletle çıkmaktan vazgeçmiştik. İkimiz de 2 haftalık yıllık izinlerimizi almış, bunun bir haftasında nereye tatile gitsek diye düşünüyorduk. En uygun seçenek Kuzey Ege gelmişti. Sonra bir gün Edip birden, aslında o rotada belli yerleri bisikletle gidebiliriz dedi ve her şey böyle başladı. Hızla bisiklet bagaj ve çantaları alındı. Birkaç termal giysi ve pedli taytlar ve bir ilkyardım çantası tedarik edildi. Evet böylece bir anda yepyeni bir plan çizmiştik!

Yapacağımız rota İstanbul’dan otobüsle gideceğimiz Balıkesir merkezden başlayacaktı ve asıl hedefimiz Assos’tu. Ama esnek bırakmıştık. Assos’tan geze geze belki Bozcaada’ya geçer, oradan Çanakkale’ye sürer ve oradan otobüsle dönebilirdik. Tabi evdeki hesap çarşıya uymadı. Aslında evde çok bir hesap da yapmadan atmıştık kendimizi yola…

Günlerden 1 Ağustos Çarşamba, maaşlar alınmış, son eksikler tamamlanmış bir halde yüklerimizi bagajlara yükledik ve 20.30’da Beşiktaş’tan yola koyulduk. İlk defa yükle binecektik, kapıdan çıkar çıkmaz dengemi sağlayamayıp tur boyunca alacağım en büyük yarayı aldım. Pedalla bacağımı derin bir şekilde kestim. Ama sorun olmadı. Aksaray’dan metroyla otogara gidecektik. Karaköy ve Unkapanı’ndan geçtik. Metroya yakın bir yerde bir amca bize bir şey dedi anlamadık, meğerse tandem, tandem diyormuş. Avrupa’da hep tandemle gidiyorlar, siz de öyle yapsanıza rahat edersiniz filan diye anlattı. Biz de ne yapalım gülümseyip hıhı deyip yola devam ettik. Tandemler kaç para amca haberin var mı, hı? Aksaray’da ikişer biletle metroya bindik ve otogara sorunsuz olarak 21.50’de vardık. Otobüs bileti aldığımız firma her yerde bisikletleri ücretsiz taşıyoruz diye reklamlar veren, bilet almadan da defalarca aramalarımıza olumlu yanıt veren bir firma olmasına rağmen, otobüse şoförle, müşteri ilişkileriyle tartışarak sinirlerimiz gerilmiş halde bindik. Yok efendim “yolcularının” (Edip biz yolcunuz değil miyiz!? diyerek ne doğru söyledi) bagajları sığmazmış, yok ekstra bagaj ücreti verecekmişiz, yok bagajlar sığmazsa o saatte Ataşehir’de bizi bırakacaklarmış. Hala yazarken sinirleniyorum. Tabi biz de hemen şikayetimizi yaptık ve Balıkesir’deyken bir üst düzey yönetici arayıp defalarca özür diledi, dönüşte de aynı firmayla gelip hiçbir sorun yaşamadık, sanırım biraz da sayesinde. Kısacası 23.00’a doğru heyecan içinde yola koyulmuş bulunduk…

Günlerden 2 Ağustos Perşembe olduğunda biz sabah 05.56’da yine bir otogarda ama bu defa Balıkesir’deydik. Tepemizde hem güneş hem de ay vardı. Temiz de bir hava vardı. Planımız güzelce karnımızı doyurmak ve güneş yakmaya başlamadan alabildiğimiz kadar yol almaktı. Biraz da heyecan ve endişeden belki gece yolda pek bir şey yiyememiş ve Edip neredeyse hiç uyumamıştı, ben de normale göre çok az uyumuştum. Derken atladık bisiklete, otogardan şehir merkezine epey sürüp iyice acıktık. Ama ne görelim, o saatte her yer kapalı. Birisi bize ileride bir yeri tarif edip lokantalar olduğunu söyledi. Orada da hep çorbacı ve kebapçılar vardı. Bir çorbacıya nerede kahvaltı edebiliriz dediğimizde, bizde var deyince hemen kapının önündeki masalara kurulduk. Ama amca anında, sizi içeri alalım, Ramazan’da hoş karşılanmaz dışarıda, dedi. İsteksizce içeri geçtik ve çok çok az miktarda peynir, zeytin, domates, ayrı bir küçük kapta da bal-kaymak bulunan kahvaltımızı yiyebildiğimiz kadar çok ekmekle tamamladık.

İlk iş bir benzinci bulup terletmeyen giysilerimizi giymek ve güneş kremlerimizi sürmek oldu. 07.50’de yola çıkmaya hazırdık. Bir süre gittikten sonra kocaman bir rampa çıktı önümüze. Hah bitti dinleniriz derken yine çıktı, yine çıktı. Öyle yorulmuştuk ki mola verdik. Bu sırada iki leylek gördük tarlada, aa ama yerdeler derken ben, beraberce havalandılar ve Edip çok güzel bir fotoğraflarını çekti. Leyleği de havada gördük mü gördük! Sonra yollarda ayçiçek tarlaları vardı, yol güzeldi. Genişti, boştu, sabahtı hava serindi ve emniyet şeridi de genişti. Ama o rampalar!

Bitmek bilmiyordu. Bir yerde yandan birden köpekler çıktı ve bildiğin hırlıyorlardı. Edip her zamanki gibi öndeydi ve baktım yavaşladı. Ben de hemen yavaşladım ama diğer yandan, “Edip ben çok korkuyorum!” dedim. O hemen, “Korkma, yavaşla ve beni takip et,” dedi. Panik yapmadan onu takip ettim. O da köpeklere sertçe bağırdı. Oldukları yerde kaldılar, biz de yavaşça geçtik. İlk ciddi köpek maceramızdı sanırım, hiç arkadaşça değillerdi ve epey korktum ama Edip’in sayesinde güzelce atlattık onları.

Çıkış devam ediyordu. Kimi zaman dik, kimi zaman daha eğimli ama sürekli tırmanıyorduk ve sıcak bastırmıştı. Neredeyse 50 metrede bir su içmeye başladık. Nadiren bir iniş çıktığında yeniden doğmuş gibi oluyorduk ama öyle kısa sürüyordu ki… Sonra sanırım evren bir yerlerden bizi duydu ve önümüze deli gibi uzun ve dik bir iniş çıktı. Bitmek bilmiyordu. Hayatımdaki en yüksek hıza orada ulaştım, kilometre saatim 42’yi gösteriyordu, Edipse uçuyordu, 50’nin üstüne çıkmış. Frenleri sıkmaktan bileklerim acımıştı. Ama o serinlik, o hız, o efor sarfetmemenin verdiği dinlenme duygusu hiçbir şeye değişilmezdi o an…

Saat 10.30’a geliyordu, yorulmuş, acıkmış ve terlemiştik ve önümüzde yepyeni bir yokuş gözüküyordu. O an yapılacak en akıllıca şeyi yapıp uzun bir mola vermeye karar verdik. Yolun kenarında birkaç yer vardı, gözümüze güzel gelen bir tanesine oturduk. Orası da Çiftlikoğlu Kırbahçesi’ydi. Bir ıslık filan duyduk, bir baktık yanda bir papağan. Masamızdan ona gönderdiğimiz her türlü ses ve ıslığımıza aynı şekilde yanıt veriyor, hatta gülüşlerimizi bile taklit ediyordu, çok sevimli bir hayvandı. Birer köfte ve yoğurt söyledik, beklerken çay, soda ve papağanla eğlendik. Çok da minik bir kedi yavrusu geldi, kucakladık sevdik oyuncuyu da. Bütün yorgunluk ve stresi alıyor şu hayvancıklar. Yemek idare ederdi, fiyat-performans olarak biraz düşüktü ama hizmet iyiydi, çok ilgili bir amca vardı. Yemek bitince rehavet çöktü, zaten uykusuzuz. Hemen oradaki kocaman minderlere yayıldık. Öğle sıcağı bastırmıştı ve burada dinlenelim birkaç saat dedik, adam hamaklara bile uzanabilirsiniz dedi ama imkansız! Yüzlerce kara sinek, sürekli her yerimizi ısırıyor. Orada duramayacağımızı anladık, yedekte çadırımız vardı, bir yere kurup uyuyalım dedik. Geldiğimiz yollar genelde tarlaydı ve pek ağaç yoktu. Oradaki adama sorduk, burada çadır kurmadan dinlenebilirsiniz ya da 2 kilometre ilerde Orman Bakanlığı’nın bir tesisi var, oraya gidebilirsiniz dedi. Gidelim bari dedik. Oradan çıkarken iki amca da bizimle sohbete geldi, öğretmenmişler. Helal olsun size, dikkat edin filan dediler. Yolu sorduk hep böyle çıkış mı diye, yok yok dediler, artık iniş. Biz Edremit’e aşağısı diyoruz dediler. Nasıl sevindik anlatamam… Geçende Fransız bir çiftin üç çocuklarıyla bu rotada sürdüğünü ve kadının da aynı soruyu sorduğunu da ekledi. O anda kadınla aynı sevinci yaşadığımı düşündüm ama…

Sevincimizin kursağımızda kalması yakındı. Birkaç kilometre gitmemize rağmen hiçbir tesis yoktu ve kötüsü yine dik rampalar başlamıştı. Geçerken bir tane ağaç ve tarlanın yanında bir boşluk gördüm.

Zilimi çala çala Edip’i durdurdum ve orayı gösterdim. Ağacın altına serdik matları ve piknik örtümüzü ama çok geçmeden oraya da güneş ve vurdu. Edip içeri doğru biraz yürüdü ve gelip eşyaları toplamaya başladı. Çok daha ağaçlı ve dere akan bir yer bulmuştu. Yoldan uzak, su sesi, gölge, daha iyisi olamazdı… orada epey kaldık, Edip’i uyutmaya çalışırken ben uyudum. Her tarafımız diken içinde kalkıp hazırlandık.

Sonrası yine yol, yol, yol. Bitmeyen rampalar.Edip bu sırada kilitli pedalının kurbanı olarak, patates çuvalı gibi yana düştü. Hemen yanına gittim bir şeyi var mı diye ama yoktu. Suyumuz da bitti ve kilometrelerce tek bir benzinci, bakkal, market olmayan tepelerin arasından durmadan çıktık. Bir tane çeşmeye rastladık ama sıcak ve pis kokulu bir su akıyordu, içemedik, sadece bandanalarımızı ıslatıp öyle kafamıza geçirdik. Bir tabela gölgesinde mola verdik. Moralimiz epey çökmüştü, çok sıcaktı ve suyumuz yoktu. Plansız davranmış, bilmediğimiz yollarda susuz kalmıştık. Bir balık restoranının tabelası vardı, biraz gidip onu bulduk ve ordan su ve soda aldık. Çok iyi geldi. Edip’e yine 2 kilometre gideceksiniz sonra hep ineceksiniz demişler. Bu vaat de boş çıkınca biz artık insanların iniş-çıkış, yakın-uzak kavramlarına olan inancımızı yitirdik. Bisiklet kullanmayan ve doğal olarak onca yolu yürümeyen insanların yol hakkında görüşlerine artık güvenmeyeceğiz. Bu turdan bize çıkan derslerden biri bu…

Saat 19.00 olmuştu ve karşımızda dev bir rampa vardı. Her zaman önde giden, gücü ve performansı benden yüksek olan Edip’e bir baktım, bisikletinden indi ve ben artık sürmeyeceğim, elimde çıkacağım dedi. Pelin durur mu, yorgunluktan bitmiş bacaklarımla ben de indim ve son rampamızda biz bisikletlerimizi taşıdık… bitiminde bir benzinci vardı. Durduk orada. Ben bir yandan ne yapacağız diye düşünürken, diğer yandan Edip’i teselli etmek için yapacağız bir şekilde diyordum ki. Karşımızda kocaman bir kamyon gördüm. Ben, e bununla gitsek demeye kalmadan Edip ayağa fırlamış, benzinciye bu kamyoncu nerde, bizi atar mı Edremit’e diyordu bile. Evet herkesin bir bitme noktası vardır. Bizimki de burasıydı. Yemeğini yiyen Ayvalıklı kamyoncu amca geldi ve Edremit’e yakın bir yere bizi atabileceğini söyledi. Hemen bisikletler yüklendi, moraller yükseldi, yüzümüz güldü. Gerçekten çok yorulmuştuk. Amca siz en zor yolları bitirmişsiniz bundan sonrası iniş dedi, ama tahmin edin ne oldu? Artık bildiniz değil mi, iniş değil çoğu çıkıştı yine…

20.00 gibi Edremit’e yakın bir yere varmıştık. Amca Akçay buranın mahallesi gibi, 10 dakikaya varırsınız demişti. Oysa yaklaşık 15 kilometre giderek 21.30’a doğru Akçay’a varmıştık… Karanlık bastı ve yolda her yerden köpekler çıkıyordu. Artık ben de alışmıştım, yavaşlayıp höyt diye bağırıp geçiyordum. Bir tane ufaklık oyun için arkamdan epeyce koşturdu, çok tatlıydı yaramaz.

Akçay meydanda su almak ve kalacak bir yer düşünmek için durduk. Hemen bir çift yanımıza yaklaşıp bizimle tanıştılar. Ne yazık ki yorgunluktan ikimiz de o an adlarını aklımızda tutamamışız. Onlar da bisikletliymiş ve Assos yolu hakkında filan bize bilgi verdiler. Kalacak yer olarak da Yenimahalle tarafında Melodi Pansiyon’u önerdiler. Biz o yöne epey ilerledik ama bulamadık, sonra gözümüze Güneş Motel çarptı. İkimiz de nedense buraya sorsak dedik. İçeri girince fiyatı da, insanlar da, oda da gayet güzel geldi bize. Bir geceleğine oraya yerleşip karnımızı doyurmaya gittik. Zorla kendimize tavuk şişten bir tavuklu salata yaptırdık Ömür Restoran’da. Bundan sonrası kayıp. Odamıza geldik. Sonrasını ikimiz de hatırlamıyoruz. Bir kez bile uyanmayacağımız, tatlı mı tatlı, deliksiz bir uyku uyumuşuz ta ki sabah 8.30 olup kurt gibi acıkmış bir halde uyanana dek…

Günler 3 ve 4 Ağustosu gösterdiğinde biz hala Güneş Motel’deydik. Bir gece diye yerleşip tam 3 gece kaldık. Tertemiz ve rahat odalar, sıcakkanlı sahip ve çalışanlar, dibimizde tam teşekküllü plaj, açık büfe kahvaltılar, akvaryum gibi bir deniz bize öyle iyi geldi ki anlatılmaz… Bir yıl artı deli gibi bir günün yorgunluğunu attık orada. Sabah kahvaltı edip biraz dinlenip eritip denize girdik. Kimsecikler olmayan mis denizde yüzdük, çıkıp gazozlarımızı içip tavla oynadık. Öğlenleri serin odamızda uyukladık, muhabbet ettik. Merkeze gidip atıştırdık. Denizin en güzel zamanları olan saat 19.00 civarlarında orada çalışanlarla yüzdük yine bomboş plajda. Akşamüstü biralarını hüplettik. Akşamları yemek ve üstüne enfes dondurmalar yedik. Yürüdük, dolaştık, oturduk serin kafelerde… Ömür boyu öyle yaşayabilirmişiz gibi geldi bana.

 

Toplam Mesafe 91.50 km
Toplam Sürüş Süresi 05:48:16
Ortalama Hız 15.07 km/s
Toplam Tırmanış 761m.
Ortalama Sıcaklık 30° (18°-39°)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.