«

»

Haz 10 2012

Boğaz Köprüsü Bisiklet Yolu Olsun!

Dünya Çevre Gününüz kutlu olsun! Biz çok güzel kutladık bugün.
4 gün önce Bisikletliler Derneği’nin Dünya Çevre Günü için  köprü geçişi düzenlediğini öğrendik. Ben Cumartesi gününden bisikletimi getirdim Beşiktaş’a ki sabah buluşma yeri olan Taksim’e rahat ve beraber gidebilelim (Edip).

Pazar sabahı 8.30 gibi kalktık ve hazırlanmaya başladık. Hızlıca kahvaltı ettik. Kahvaltı hazırlarken camdan alt kat komşumuzun da bisikletiyle çıktığını gördük. Sonra giyinmeler, kasklar, gözlükler, çanta toparlamalar derken saat 9.20’de evden çıktık. Esentepe, Mecidiyeköy, Harbiye’yi geçerek Taksim Meydan’a vardık. Meydana girerken oradaki kalabalığı görünce nasıl şaşırdık! İkimiz de ilk kez bu kadar çok bisikleti ve bisikletliyi bir arada görüyorduk. Hemen metro girişinde kendimize bir gölge bulduk. Edip’in arkadaşı Kemal de gelecekti. Hemen onu aradık. Kendisi meşhuur bir kahvecide kahvesini içiyormuş, geldi yanımıza.  Bu sırada insanlar meydanın çevresinde güya dörtlü ama onarlı onbeşerli sıralanıyorlardı yolda. Çok güzel bir görüntüydü yine. Her yer 360 derece bisikletlilerle doluydu. Biz de sıraya girdik, yani yolda yerimizi aldık. Hemen önümüzde bir aile bebekleriyle gelmişlerdi bebek koltuklarıyla. Sürekli etrafa gülücükler saçan bir bebekti, Kemal ona güldüğünü söyledi, bense bana güldüğünü iddia ettim (Pelin).

Amman tanrım!! O kalabalık ne öyle derken, geçtik yerimize efendim. Bu sırada kendi aramızda muhabbet ederken, bir anda Avrupa Birliği Bakanı korumaları üstümüze geldi ama bunu bir tek Kemal farketmedi. Elemanlar bakan geçsin diye yolu açmaya çalışırken Kemal’in bisiklete hamle yaptılar

ve hayatlarının hatasını yaparak bisiklete dokundular!!! Kemal bir anda kim olduğunu anlamadan “DOKUNMA!” diye haykırdı, koruma arkadaş da ne olduğunu anlamadan gayet korkmuş bir şekilde, “tamam tamam azıcık kenara çekilebilir misiniz, bakanımız geçecek” dedi. Tam bir süt dökmüş kediydi koruma… Şaşırdık… Sonra önümüzden bakan bir şeyler ıvıldanarak geçti. Bu arada Kemal yılların yarışçısı o yüzden bisikletine gerçekten çok bağlı. Neyse, saat sanırım 10:30’du yola çıktık. O Harbiye’deki yolun, Şişli’deki yolun, Mecidiyeköy’den köprüye kadar olan yolun tamamen bisikletlilere ayrılması muhteşemdi. Geliş yönünde sıkışan arabalara baka baka yanlarından geçtik. Pek eğlenceliydi. Mecidiyeköy’e kadar çok yavaş bir şekilde ilerledik, insanlar saatte 15km hızını geçtiklerinde birbirlerine “15’i geçtik la” diye haber veriyorlardı. Mecidiyeköy’e geldiğimizde rahmetli Ali Sami Yen’in önündeki iki tane gidiş yolunun da bisikletlilere ayrıldığını gördük ve basmaya başladık, Kemal’le bir süre yarıştık. Burası turun en eğlenceli noktalarından biriydi, çünkü üstümüzün kapalı olması sesin eko yapmasına neden oluyordu ve Ali Sami Yen’in oradaki yolda herkes bir anda bağırmaya ve zillerini çalmaya başladı, muhteşem bir kakafoni vardı (Edip).

O yol bitince, darlaşan yol nedeniyle yine sıkışıp yavaşladık. Barbaros’tan köprü yoluna girdik. Köprüye yaklaştıkça heyecan da artıyordu. Şahsen biz ilk defa köprüden bisikletle geçecektik. Yolda giderken mutluluktan durmadan sırıttığımı, ağzımın nerdeyse kulaklarıma vardığını farkettim. Bu arada bisikletliler arasında, tek eliyle bir şemsiyeyi açmış bir hanım vardı. Tek eliyle kullanması ve kapattığında da sivri ucu tehlikeliydi epey. Klişe olacak ama yediden yetmişe insan vardı hakikaten. Çocuklar kendi bisikletleriyle, anne babalarının arkasında çocuk koltuğu ve hatta çocuk römorkuyla, gençler, kadınlar, adamlar, eşler, sevgililer, amcalar, teyzeler, hatta dedeler ve nineler bile vardı… Anonslara göre beş bin bisikletliydik. Barbaros’tan aşağı bakınca ne kadar çokuz görülebiliyordu. Köprüye girince herkes sağa çekmeye başladı, gelsin fotoğraflar…
Köprü girişi ve köprü üstü kenarlarda fotoğraf çeken, çekilen insanlarla doluydu. Biz de hemen kendimize boş bir yer bulduk. Kemal’i köprüye girdikten sonra kaybettik. Yavaş gitmek bir yarışçıya göre değil sanırım… Molalardan sonra, manzaranın keyfine vara vara köprüde ilerledik. Nasıl da güzeldi. Ellerinde köprü bisiklete açılsın yazan pankartlar tutan insanlar vardı. Biz biraz ileri gittik, bakınız konu başlığı… Sola bakınca arabalardaki insanların tepkileri de ilginçti. Kimi sıkışıklıktan dolayı öfkeli, kimileri ise korna çalarak, fotoğraf çekip, el sallayarak bize destek veriyordu. Kızgın bakıp söylenenlere ohh bugün de sıra bizde der gibi bakıp destek verenlere de el sallayıp zil çaldık. Bir gün de bizim olsun canım! (Pelin)

Köprü çıkışı da ayrı bir eğlenceydi. OGS’den geçmek, OGS’nin alarmını duyup hiç tınmamak çok eğlenceliydi.. Geçen insanların çoğu ellerini bırakıp “höy löy löy” diye bağırarak OGS’den geçti.. KGS’den geçen daha az insan vardı . Köprü’den çıktıktan sonra Üsküdar çıkışında yine bekledik bir süre, ama kısa, sonra devam ettik. Yolların tamamen bisikletlilere ayrılmış olduğunu görmek harika bir şeydi. Oraları çok bilmiyorum ama Üsküdar sahil yolları çok güzeldi. Duraklardaki insanlar bizlere alkış tutuyor, hatta iki tane teyze evlerinden herkese el sallıyor ve bisikletliler de bunlara zilleriyle karşılık veriyorlardı (biz de dahiliz tabi buna:)). Tüylerimiz diken diken oldu gerçekten.
Yolda bir teyze Pelin’le muhabbet etmiş ama ben bilmiyorum onu, Pelin anlatır onu birazdan.. En sonunda Harem’e vardık -ki burası Bisikletliler Derneği’nin organizasyonunun finiş çizgisiydi- ve Pelin’le bir gölge bulup oturduk hemen. Burada bir 30 dakika dinlendikten sonra, oradaki çekiliş ve 100lerce bisikletli arkadaşı bırakıp, hem yemek yemek, hem de artık Beşiktaş’a geri dönebilmek için Kadıköy’e doğru pedalladık (Edip).

Üsküdar’da bize el sallayıp alkışlayanların olduğu yer Kuzguncuk’tu. Zaten çok güzel bir semttir, hem kendisi hem de insanlarıyla. Üsküdar girişinde su almak için durduğumuz marketteki teyze, “ne kadar güzel bir şey yapıyorsunuz, her gün bunu yapın, bol şanslar” deyip ayrıca temiz hava, çevre gibi birçok şeyden söz açtı. Ben de yorgunluk, susuzluk ve güneşin etkisiyle “evet evet, kesinlikle haklısınız, sağolun” gibi kısa yanıtlarla karşılık verdim. Sonrası zaten Harem’e dek gitmek ve orda dinlenmek kısmını Edip anlattı.

Kadıköy’de yemek yedikten sonra 13.45 vapuruyla karşıya geçtik. Püfür püfür vapurda bisikletlerimizin karşısında yanyana oturup denizi seyretmek ve günü konuşmak çok zevkliydi. Sonrası evimiz Beşiktaş… Ihlamur’un sıkışıklığı, kaybettiğimiz enerjiyi yerine getirmek için marketten sütlü tatlı stoğu ve ev yolu. Tabi ev yolunda Edip taksicilerle atıştı. Ama haklıydı. Sinyal vermeden yan yollara giriyorlar, bile göre dümdüz Edip’in üstüne sürüyorlar. Nerdeyse düşecekti birisi yüzünden, ben de arkadan görüp çok endişelendim. Tıntın hemen yetişip iyi misin diye sordum.

 

Eve vardığımızda yorgun, mutlu ama hepsinden fenası yanmıştık! Kol ve bacaklarımızda, hatta benim elimin üzerinde kesin ve kırmızı çizgiler var şu anda. Bir de bacaklarımızda hasarlar. Çok bisikletle yan yana, yavaş, dar yollardan gitmek bacaklara epey yara ve çizik kazandırıyormuş onu da öğrenmiş olduk. Son tahlilde harika bir gün ve harika bir turdu… (Pelin) İşte hasarlarımız:

Biraz uzun oldu ama kaç kere köprüden geçiyoruz.. Olsun bu sefer! (Edip)

Toplam mesafe 31.10 km
Toplam sürüş süresi 2:36:13
Ortalama Hız : 11.9 km/s 

  1. evren

    Ooo, ne güzel bir günmüs! Istanbul’un bu kadar cok ve bu kadar renkli bisikletliler cikarabilecegini düsünmemistim cahilane… Mutlu oldum cok Bence köprülerin bisiklet trafiigine acilmamis olmasi büyük eksiklik…

  2. Pelin

    evet süperdi evren. bu kadar bisikletli çıkacağını inan ben de düşünmemiştim… yakın illerden gelenler de varmış, izmit gibi… harikaydı ya hala onun sarhoşluğunu yaşıyorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.